← Beyond Good and Evil

Beyond Good and Evil — Page 11

Tr → English CHAPTER I. PREJUDICES OF PHILOSOPHERS Level 9/10

Gerçeğe duyduğunuz tüm sevgiye karşın, kendinizi o denli uzun süre, o denli ısrarla ve hipnotik bir katılıkla Doğa'ya YANLIŞ bakmaya zorladınız ki —yani Stoacı biçimde bakmaya— artık ona başka türlü bakamaz hale geldiniz.

With all your love for truth, you have forced yourselves so long, so persistently, and with such hypnotic rigidity to see Nature FALSELY, that is to say, Stoically, that you are no longer able to see it otherwise--

Buna ek olarak, derin anlamı kavranamaz bir küstahlık size şunu umut ettiriyor: kendinize zorbalık edebildiğiniz için —Stoacılık bir tür öz-zorbalıktır— Doğa da kendisine zorbalık yapılmasına izin verecektir.

and to crown all, some unfathomable superciliousness gives you the Bedlamite hope that BECAUSE you are able to tyrannize over yourselves--Stoicism is self-tyranny--Nature will also allow herself to be tyrannized over:

Peki ya Stoacı, Doğa'nın bir PARÇASI değil midir?

is not the Stoic a PART of Nature?...

Ama bu eski ve ebedi bir hikayedir: Stoacıların zamanında yaşananlar, bir felsefe kendine inanmaya başlar başlamaz bugün de aynı şekilde yaşanmaktadır.

But this is an old and everlasting story: what happened in old times with the Stoics still happens today, as soon as ever a philosophy begins to believe in itself.

Felsefe dünyayı her zaman kendi imgesinde yaratır; başka türlü yapamaz; felsefe bu zorbalık dürtüsünün ta kendisidir, en ruhani İktidar İradesi'dir, 'dünyayı yaratma' iradesidir, causa prima'ya yönelik iradedir.

It always creates the world in its own image; it cannot do otherwise; philosophy is this tyrannical impulse itself, the most spiritual Will to Power, the will to "creation of the world," the will to the causa prima.

'Gerçek dünya ve görünür dünya' sorunuyla günümüzde Avrupa genelinde gösterilen heveslilik ve incelik —hatta kurnazlık diyebilirim— düşündürücü ve dikkat çekicidir.

The eagerness and subtlety, I should even say craftiness, with which the problem of "the real and the apparent world" is dealt with at present throughout Europe, furnishes food for thought and attention;

Ve arka planda yalnızca bir 'Gerçek İradesi' duyup başka hiçbir şey işitmeyen kişi, en keskin kulaklara sahip olduğunu kesinlikle övünerek söyleyemez.

and he who hears only a "Will to Truth" in the background, and nothing else, cannot certainly boast of the sharpest ears.

Vocabulary

with
birlikte, yanında, kullanarak
all
tüm, bütün, her şey
your
senin, sizin, ait olduğu
love
sevgi, aşk, çok sevmek
for
için, -e doğru, çünkü
truth
gerçek, doğruluk, hakikat
you
sen, siz, sizler
have
sahip olmak, var olmak, almak
forced
zorlama, zorla, güçlü şekilde
yourselves
kendiniz, siz kendiniz, özünüz
so
öyle, bu kadar, öyleyse
long
uzun, dayanışlı, uzun süreli
persistently
ısrarlı şekilde, sebatlı, kararlı biçimde
and
ve, ile, artı
such
böyle, such, şöyle bir
hypnotic
hipnotik, uyutucu, büyülü nitelikte
rigidity
katılık, sertlik, esneklik eksikliği
to
e, -ya, için
see
görmek, görüş, anlayış
Nature
doğa, tabiat, esaslı nitelik
FALSELY
yanlış şekilde, yalan söyleyerek, hatalı biçimde
that
o, şu, hangisi
is
olmak, varoluş, bulunmak
say
söylemek, ifade etmek, demek
are
olmak, var olmak, bulunmak
no
hayır, yok, hiçbir
longer
artık değil, daha uzun, zaman
able
yetenekli, muktedir, yapabilir
it
o, onu, bunu
otherwise
aksi takdirde, başka türlü, farklı şekilde
crown
taç, kraliçe, başkrın, tepesi
some
bazı, birkaç, biraz
unfathomable
anlaşılmaz, sonsuz, ölçülemez
gives
vermek, sunmak, arzulamak
the
belirli artikel, ö
hope
umut, ümit, beklemek
BECAUSE
çünkü, sebep, nedeni
tyrannize
baskı yapmak, zulüm etmek, despotça olmak
over
üstünde, yukarısında, -ye karşı
will
isteme, istek, gelecek zaman
also
ayrıca, da, de, hem
allow
izin vermek, müsaade, kabul etmek
herself
kendisi, kendine, kendi
be
olmak, varoluş, bulunmak
not
değil, hayır, olumsuz
PART
bölüm, kısım, rol, parça
of
ait, ililişkin, parçası
But
ama, ancak, fakat
this
bu, bunu, böyle
an
bir, belirsiz artikel
old
eski, yaşlı, çok zamandır
everlasting
sonsuz, ebedi, daima süren
story
hikaye, öykü, anlatı
what
ne, neyi, hangisi
happened
olmak, meydana gelmek, başına gelmek
in
içinde, da, de
times
zaman, çağ, defa, kere
still
hala, daha, sessiz, sakin
happens
olmak, meydana gelmek, başına gelmek
today
bugün, günümüzde, şimdiki zaman
as
olarak, gibi, ne zaman
soon
yakında, çok geçmeden, ileri
ever
hiç, her zaman, daima
philosophy
felsefe, bilgelik, hayata bakış
begins
başlamak, başlangıç, giriş
believe
inanmak, sanmak, akla yatırmak
itself
kendisi, özü, kendi
It
o, onu, bunu
always
daima, her zaman, hep
creates
yaratmak, oluşturmak, icat etmek
← Previous

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →