← Heart of Darkness

Heart of Darkness — Page 15

Tr → English Full Text Level 9/10

İşverenlere kendimi göstermek ve sözleşmeyi imzalamak için Manş Denizi'ni geçmeden önce, hazırlanmak için çılgın gibi koştum ve kırk sekiz saat içinde yola çıktım.

I flew around like mad to get ready, and before forty-eight hours I was crossing the Channel to show myself to my employers, and sign the contract.

Çok kısa süre sonra, her zaman badanalanmış bir mezarı çağrıştıran bir şehre ulaştım.

In a very few hours I arrived in a city that always makes me think of a whited sepulchre.

Şüphesiz ki bir önyargıydı bu.

Prejudice no doubt.

Şirketin ofislerini bulmakta hiç güçlük çekmedim.

I had no difficulty in finding the Company's offices.

Şehirdeki en büyük yapıydı ve karşılaştığım herkes ondan söz ediyordu.

It was the biggest thing in the town, and everybody I met was full of it.

Denizaşırı bir imparatorluk kuracaklar ve ticaretten sonsuz para kazanacaklardı.

They were going to run an over-sea empire, and make no end of coin by trade.

Derin bir gölgede kalan dar ve ıssız bir sokak, yüksek binalar, jaluzi perdeli sayısız pencere, ölü bir sessizlik, taşların arasından fışkıran otlar, sağda solda heybetli araba kemerleri, ağır ağır aralık duran kocaman çift kanatlı kapılar.

A narrow and deserted street in deep shadow, high houses, innumerable windows with venetian blinds, a dead silence, grass sprouting between the stones, imposing carriage archways right and left, immense double doors standing ponderously ajar.

Bu aralıklardan birinden süzüldüm içeri, çöl kadar kupkuru, süpürülmüş ama süssüz bir merdiveni çıktım ve önüme çıkan ilk kapıyı açtım.

I slipped through one of these cracks, went up a swept and ungarnished staircase, as arid as a desert, and opened the first door I came to.

Biri şişman öbürü ince, hasır tabanlı sandalyelerde oturan iki kadın siyah yün örüyordu.

Two women, one fat and the other slim, sat on straw-bottomed chairs, knitting black wool.

İnce olan ayağa kalktı ve gözlerini yere dikmiş, hâlâ örgü örerken doğruca üstüme doğru yürüdü; tıpkı bir uyurgezer için yapacağınız gibi yolundan çekilmeyi düşünmeye başladığım tam o anda durdu ve başını kaldırdı.

The slim one got up and walked straight at me—still knitting with downcast eyes—and only just as I began to think of getting out of her way, as you would for a somnambulist, stood still, and looked up.

Elbisesi bir şemsiye kılıfı kadar sadeydi ve tek kelime etmeden döndü, beni bir bekleme odasına götürdü.

Her dress was as plain as an umbrella-cover, and she turned round without a word and preceded me into a waiting-room.

Adımı söyledim ve etrafıma baktım.

I gave my name, and looked about.

Vocabulary

flew
Uçmak fiilinin geçmiş zamanı; havada hareket etmek
around
Çevresinde; bir şeyin etrafında dönerek hareket etmek
like
Benzer; aynı şekilde; -e benzeyen şekilde
mad
Çılgın; akıl sağlığını kaybetmiş; delirmiş
to
İşaret eden edatı; yönü belirten; hareket yönü
get
Elde etmek; almak; başına gelmek; olmak
ready
Hazır; hazırlanmış; yapılmaya müsait durumda
and
Ve; artı; aynı zamanda; birlikte
before
Önce; daha erken; bir şeyden evvel
hours
Saatler; gün içindeki zaman birimleri
was
Olmak fiilinin geçmiş zamanı tekil formu
crossing
Geçmek; karşıya gitmek; üzerinden atlamak
the
Belirli tanılama edatı; özel isim göstergesi
Channel
İngiliz Kanalı; su kaynağı; iletişim yolu
show
Göstermek; ortaya koymak; sergilemek; gözükmek
myself
Kendim; birinci tekil şahıs dönüşlü zamiri
my
Benim; birinci tekil şahıs iyelik zamiri
employers
İşverenler; çalıştıran kişiler; patron
sign
İmza atmak; işaret vermek; yazılı gösterge
contract
Sözleşme; anlaşma; metin halinde hukuki belge
In
İçinde; yer göstergesi; mekan bildiren edatı
very
Çok; oldukça; dereceli zarf; şiddetli
few
Az; çok olmayan sayı; birkaç tane
arrived
Varmak; ulaşmak; hedefine erişmek geçmiş zaman
in
İçinde; yer bildiren; mekan göstergesi edatı
city
Şehir; büyük yerleşim alanı; metropolitan bölge
that
O; şu; belirtici zamir; bağlaç
always
Her zaman; daima; sürekli olarak; değişmez
makes
Yapmak; üretmek; oluşturmak; etmek işi
me
Beni; birinci tekil şahıs nesne zamiri
think
Düşünmek; akıl yürütmek; fikir oluşturmak
of
Ait; ilgili; hakkında; bulunduğu edatı
Prejudice
Önyargı; tarafgirlik; ön kararı; yanlış kanaat
no
Hayır; olumsuz cevap; reddedici anlamı
doubt
Şüphe; tereddüt; ihtimal; kuşku duygusu
had
Sahip olmak; bulundurmak geçmiş zaman formu
difficulty
Zorluk; güçlük; problem; engel; sorun
finding
Bulma; keşfetme; tespit etme; bulmak işi
Company
Şirket; firma; işletme; ticari kuruluş
offices
Ofisler; daire; büro; çalışma yeri
It
O; belirtici nesne zamiri; nötr şey
biggest
En büyük; en geniş; en önemli
thing
Şey; nesne; konu; olgu; madde
town
Kasaba; şehir; büyükçe yerleşim yeri
everybody
Herkes; tüm insanlar; bütün kişiler
met
Karşılaşmak; tanışmak; buluşmak geçmiş zaman
full
Dolu; tamamı; taşkın; tamamen doldurulmuş
They
Onlar; üçüncü çoğul şahıs zamiri
were
Olmak fiilinin geçmiş çoğul formu
going
Gitmek; hareket etmek; devam etme işi
run
Koşmak; işletmek; yönetmek; çalıştırmak
an
Bir; belirsiz seslisiz başlayan şey göstergesi
empire
İmparatorluk; düzenleme; iktidar alanı; krallık
make
Yapmak; üretmek; oluşturmak; hazırlamak
end
Son; bitiş; amacı; nihai nokta
coin
Para; madeni para; darphanede basılmış metalden
by
Tarafından; aracılığı ile; yanı; yöntemi
trade
Ticaret; alışveriş; mesleki faaliyet; ticari işlem
narrow
Dar; sınırlı; ince; az genişliğe sahip
deserted
Terk edilmiş; boş; terkedilmiş; insansız kalan
street
Sokak; cadde; kamusal geçit alanı
deep
Derin; derinlemesine; yoğun; çok altta
shadow
Gölge; karanlık alan; belirsiz izlenim
high
Yüksek; tavan; çok tüneğe sahip
houses
Evler; binalar; konut yapıları; yaşanılan yerler
windows
Pencereler; cam açıklıklar; binada ışık girişi
with
İle; birlikte; beraber; araç ve yöntem
blinds
Panjur; perdeler; rendelenmiş ahşap kapaklar
dead
Ölü; cansız; tamamen durmuş; sessiz
silence
Sessizlik; gürültü yok; konuşma olmayışı
grass
Ot; çim; yeşil bitki; alan örtüsü
← Previous

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →