The Complete Works of William Shakespeare — Page 1
En güzel varlıklardan çoğalma dileriz,
From fairest creatures we desire increase,
Ki böylece güzelliğin gülü hiç solmasın,
That thereby beauty's rose might never die,
Ama olgun olan zamanla yok olacağından,
But as the riper should by time decease,
Nazik varisi onun anısını taşısın:
His tender heir might bear his memory:
Ama sen kendi parlak gözlerine bağlısın,
But thou contracted to thine own bright eyes,
Işığının alevini kendi özünle besliyorsun,
Feed'st thy light's flame with self-substantial fuel,
Bolluğun olduğu yerde kıtlık yaratıyorsun,
Making a famine where abundance lies,
Kendi düşmanın, tatlı benliğine fazla zalim:
Thyself thy foe, to thy sweet self too cruel:
Sen ki şimdi dünyanın taze süsüsün,
Thou that art now the world's fresh ornament,
Ve görkemli baharın tek müjdecisisin,
And only herald to the gaudy spring,
Kendi tomurcuğunun içinde özünü gömüyorsun,
Within thine own bud buriest thy content,
Ve nazik hasis, cimrilikle israf ediyorsun:
And, tender churl, mak'st waste in niggarding:
Dünyaya acı, ya da bu obur ol,
Pity the world, or else this glutton be,
Dünyanın hakkını, mezar ve seninle yemek için.
To eat the world's due, by the grave and thee.
Kırk kış alnını kuşatacağında,
When forty winters shall besiege thy brow,
Ve güzelliğinin tarlasına derin hendekler kazacağında,
And dig deep trenches in thy beauty's field,
Gençliğinin şimdi hayranlıkla izlenen görkemli elbisesi,
Thy youth's proud livery so gazed on now,
Değersiz bir yırtık ot olarak görülecek:
Will be a tattered weed of small worth held:
Sonra sorulduğunda, tüm güzelliğin nerede,
Then being asked, where all thy beauty lies,
Coşkulu günlerinin tüm hazinesi nerede;
Where all the treasure of thy lusty days;
Kendi derin çökmüş gözlerinin içinde demek,
To say, within thine own deep sunken eyes,
Her şeyi yiyen bir utanç ve savurgan bir övgü olurdu.
Were an all-eating shame, and thriftless praise.
Güzelliğinin kullanımı ne kadar daha fazla övgü hak ederdi,
How much more praise deserv'd thy beauty's use,
Eğer şunu yanıtlayabilseydin: 'Benim bu güzel çocuğum
If thou couldst answer 'This fair child of mine
Hesabımı özetleyecek ve yaşlılık mazeretimi sunacak,'
Shall sum my count, and make my old excuse,'
Onun güzelliğiyle soydan gelen seninkini kanıtlayarak.
Proving his beauty by succession thine.
Bu, sen yaşlandığında yeniden doğmak olurdu,
This were to be new made when thou art old,
Ve onu soğuk hissederken kanının sıcak aktığını görmek olurdu.
And see thy blood warm when thou feel'st it cold.
Vocabulary
- fairest
- En güzel, en çekici anlamına gelen sıfat.
- creatures
- Canlı varlıklar, yaratıklar; insanlar veya hayvanlar.
- desire
- Bir şeyi güçlü biçimde istemek, arzu etmek.
- increase
- Çoğalmak, artmak; sayı veya miktarın büyümesi.
- thereby
- Bu sayede, bu yolla anlamına gelen zarf.
- beauty
- Güzellik; görsel veya estetik hoşluğu ifade eden isim.
- rose
- Gül; güzelliğin sembolü olan çiçek.
- might
- Olabilirlik bildiren yardımcı fiil; -ebilir, -meli.
- never
- Hiçbir zaman, asla anlamında olumsuzluk zarfı.
- die
- Ölmek; yaşamın sona ermesi.
- riper
- Daha olgun; meyve veya insan için olgunlaşmış hâl.
- should
- Yapılması gereken eylemi belirten yardımcı fiil.
- time
- Zaman; geçip giden süreç veya an.
- decease
- Ölüm; resmi veya edebi bir ifadeyle hayatın sonu.
- tender
- Nazik, hassas; genç ve kırılgan anlamında sıfat.
- heir
- Miras, varlık veya özellikleri devralacak kişi.
- bear
- Taşımak, doğurmak; bir yükü veya çocuğu dünyaya getirmek.
- memory
- Anı, hafıza; geçmişin zihinde saklanması.
- thou
- Sen; eski İngilizce'de tekil ikinci şahıs zamiri.
- contracted
- Bağlanmış, sözleşme yapmış; bir şeye kilitlenmiş.
- thine
- Senin; eski İngilizce'de iyelik zamiri.
- own
- Kendi, kendine ait olan sıfat veya zamir.
- bright
- Parlak, aydınlık; ışık saçan ya da zeki anlamında.
- eyes
- Gözler; görme organının çoğulu.
- Feed
- Beslemek; yiyecek vermek veya bir şeyi sürdürmek.
- thy
- Senin; eski İngilizce'de iyelik sıfatı.
- light
- Işık; aydınlığı sağlayan kaynak veya az ağır anlamı.
- flame
- Alev; ateşin yanan, parlayan kısmı.
- self
- Kendi, öz; kişinin kendisini ifade eden kelime.
- substantial
- Önemli, büyük miktarda; sağlam ve gerçek anlamında sıfat.
- fuel
- Yakıt; enerji üretmek için kullanılan madde.
- Making
- Yapmak, oluşturmak; bir şeyi meydana getirme eylemi.
- famine
- Kıtlık; gıda yetersizliğinden kaynaklanan açlık durumu.
- abundance
- Bolluk, bereket; fazla miktarda var olma durumu.
- lies
- Yatmak, bulunmak; bir yerde var olmak anlamında fiil.
- Thyself
- Kendin; eski İngilizce'de dönüşlü zamir.
- foe
- Düşman; karşı tarafta olan, zarar veren kişi.
- sweet
- Tatlı; hoş, sevimli ya da şekerli anlamında sıfat.
- cruel
- Zalim, acımasız; kasıtlı olarak acı veren sıfat.
- Thou
- Sen; eski İngilizce'de tekil ikinci şahıs zamiri.
- art
- Eski İngilizce'de 'are' anlamında; sanat anlamı da taşır.
- world
- Dünya; tüm insanlığın veya evrenin yaşadığı yer.
- fresh
- Taze, yeni; henüz bozulmamış veya genç anlamında.
- ornament
- Süs, bezeme; bir şeyi güzelleştiren nesne veya kişi.
- only
- Sadece, yalnızca; tek anlamında sıfat veya zarf.
- herald
- Haberci, müjdeci; bir şeyin gelişini duyuran kişi.
- gaudy
- Gösterişli, parlak ama zevksiz; aşırı süslü anlamında.
- spring
- İlkbahar; yılın çiçeklerin açtığı mevsimi.
- Within
- İçinde, içerisinde anlamında edat.
- bud
- Tomurcuk; açılmaya hazır çiçek veya yaprak.
- buriest
- Gömersin; eski İngilizce'de ikinci tekil şahıs fiil çekimi.
- content
- İçerik, öz; bir şeyin taşıdığı anlam veya mutluluk.
- churl
- Kaba, cimri kişi; nezaketsiz ve bencil biri.
- waste
- İsraf etmek; kaynakları gereksiz yere harcamak.
- niggarding
- Cimrilik etmek; aşırı tutumlu davranmak.
- Pity
- Acıma, merhamet; birine üzülerek sempati duymak.
- else
- Yoksa, aksi hâlde; başka bir seçeneği belirten kelime.
- glutton
- Obur kişi; aşırı yiyen, doymak bilmeyen biri.
- eat
- Yemek; gıdayı ağza alıp çiğnemek ve yutmak.
- due
- Hak edilen, uygun; belirli bir zamanda ödenecek olan.
- grave
- Mezar; ölen kişinin gömüldüğü yer.
- thee
- Seni, sana; eski İngilizce'de nesne hâlinde sen.
- forty
- Kırk; 40 sayısının İngilizce karşılığı.
- winters
- Kışlar; yılın en soğuk mevsiminin çoğulu.
- shall
- Gelecek zaman bildiren yardımcı fiil; -ecek, -acak.
- besiege
- Kuşatmak; bir yeri veya kişiyi çevreleyerek sıkıştırmak.
- brow
- Alın; yüzün kaşlar ile saç çizgisi arasındaki kısmı.
- dig
- Kazmak; toprağı veya yüzeyi delerek içine girmek.
- deep
- Derin; yüzeyden uzakta olan veya yoğun anlamında sıfat.
- trenches
- Hendekler, çukurlar; kazmak suretiyle açılan uzun çukurlar.
- field
- Tarla, alan; açık ve geniş arazi parçası.
- Thy
- Senin; eski İngilizce'de iyelik sıfatı.
- youth
- Gençlik; hayatın genç ve enerjik dönemi.
- proud
- Gururlu, kibirli; kendinden memnun olan sıfat.
- livery
- Üniforma, kıyafet; belirli bir gruba özgü giysi.
- gazed
- Dikkatlice baktı, dalmış gözlerle seyretmek.
- Will
- Gelecek zaman veya irade bildiren yardımcı fiil.
- tattered
- Yırtık, harap; eskimiş ve parçalanmış anlamında sıfat.
- weed
- Yabani ot; bahçede istenmeyen bitki; eski dilde elbise.
- small
- Küçük, az; boyut veya önem bakımından az olan.
- worth
- Değer; bir şeyin taşıdığı önem veya kalite.
- held
- Tutuldu, kabul edildi; hold fiilinin geçmiş hâli.
- being
- Olmak eyleminin süreç hâli; var olmak, bulunmak.
- asked
- Soruldu; soru yöneltmek eyleminin geçmiş hâli.
- treasure
- Hazine; değerli eşya veya özellik toplamı.
- lusty
- Güçlü, dinç; enerji dolu ve canlı anlamında sıfat.
- days
- Günler; yirmi dört saatlik zaman biriminin çoğulu.
- say
- Söylemek, demek; sözlü olarak ifade etmek.
- within
- İçinde, -in dahilinde; sınırların iç kısmında.
- sunken
- Batmış, çökmüş; aşağıya gömülmüş olan sıfat.
- eating
- Yiyen, tüketen; sürekli aşındıran veya yok eden.
- shame
- Utanç, ayıp; utandırıcı bir durum veya his.
- thriftless
- Savurgan; kaynakları israf eden, tasarruf etmeyen.
- praise
- Övgü; birisini takdirle yüceltmek veya alkışlamak.
- deserv
- Deserve kelimesinin kısaltması; hak etmek anlamı taşır.
- use
- Kullanım, fayda; bir şeyi işe yarar biçimde kullanmak.
- couldst
- Eski İngilizce'de 'could' fiilinin ikinci tekil şahıs hâli.
- answer
- Cevap vermek; bir soruya karşılık söylemek.
- fair
- Güzel, adil; çekici ya da hakkaniyetli anlamında sıfat.
- child
- Çocuk; henüz yetişkin olmayan genç insan.
- mine
- Benimki; konuşanın sahipliğini belirten zamir.
- Shall
- Yapacak, olacak; gelecek zaman bildiren yardımcı fiil.
- sum
- Toplam, özet; bir bütünü temsil eden miktar veya sonuç.
- count
- Saymak, hesap; bir toplamı hesaplamak veya saymak.
- make
- Yapmak, oluşturmak; bir şey meydana getirmek.
- old
- Yaşlı, eski; uzun süredir var olan ya da ileri yaşta.
- excuse
- Mazeret, özür; bir davranışı açıklamak için gösterilen neden.
- Proving
- Kanıtlamak; bir şeyin doğru olduğunu göstermek.
- succession
- Ardıllık, halef olma; birini takip etme süreci.
- new
- Yeni; daha önce var olmayan veya yakın zamanda oluşan.
- made
- Yapıldı; make fiilinin geçmiş zaman hâli.
- see
- Görmek; gözle algılamak veya fark etmek.
- blood
- Kan; damarlar içinde dolaşan kırmızı sıvı.
- warm
- Sıcak, ılık; ısı bakımından hoş veya canlı anlamında.
- feel
- Hissetmek; duyu veya duygu olarak algılamak.
- cold
- Soğuk; düşük sıcaklıkta olan veya duygusuz anlamında.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →