The Tale of Two Bad Mice — Page 1
İKİ YARAMAZ FARENİN HİKÂYESİ
THE TALE OF TWO BAD MICE
BEBEK EVİNE SAHİP OLAN KÜÇÜK KIZ W. M. L. W.'YE
FOR W. M. L. W. THE LITTLE GIRL WHO HAD THE DOLL'S HOUSE
İKİ YARAMAZ FARENİN HİKÂYESİ, BEATRIX POTTER
THE TALE OF TWO BAD MICE BY BEATRIX POTTER
'Peter Tavşan'ın Hikâyesi' vb. eserlerinin yazarı.
Author of 'The Tale of Peter Rabbit,' &c.
LONDRA, FREDERICK WARNE AND CO. VE NEW YORK, 1904. [Tüm hakları saklıdır.]
LONDON FREDERICK WARNE AND CO. AND NEW YORK 1904 [All rights reserved]
TELİF HAKKI 1904, FREDERICK WARNE & CO. TARAFINDAN. KIRTASİYECİLER SALONUNA KAYIT EDİLMİŞTİR.
COPYRIGHT 1904 BY FREDERICK WARNE & CO. ENTERED AT STATIONERS' HALL.
Bir zamanlar çok güzel bir bebek evi vardı; kırmızı tuğladan yapılmış, beyaz pencereli bu evin gerçek ince perdeler, bir ön kapı ve bir bacası vardı.
ONCE upon a time there was a very beautiful doll's-house; it was red brick with white windows, and it had real muslin curtains and a front door and a chimney.
Bu ev, Lucinda ve Jane adlı iki bebeğe aitti; aslında Lucinda'nındı, ama Lucinda hiç yemek ısmarlamazdı.
IT belonged to two Dolls called Lucinda and Jane; at least it belonged to Lucinda, but she never ordered meals.
Jane aşçıydı; ama hiç yemek pişirmezdi, çünkü akşam yemeği bir kutu talaşın içinde hazır alınmıştı.
Jane was the Cook; but she never did any cooking, because the dinner had been bought ready-made, in a box full of shavings.
İki kırmızı ıstakoz, bir jambon, bir balık, bir puding ve birkaç armut ile portakal vardı.
THERE were two red lobsters and a ham, a fish, a pudding, and some pears and oranges.
Tabakların üzerinden kalkmıyorlardı, ama son derece güzel görünüyorlardı.
They would not come off the plates, but they were extremely beautiful.
Bir sabah Lucinda ile Jane, bebeğin arabasıyla geziye çıkmışlardı. Çocuk odasında kimse yoktu ve ortalık çok sessizdi. Derken, şöminenin yakınındaki bir köşede, süpürgelik tahtasının altındaki bir delikten hafif bir hışırtı ve tırmalama sesi geldi.
ONE morning Lucinda and Jane had gone out for a drive in the doll's perambulator. There was no one in the nursery, and it was very quiet. Presently there was a little scuffling, scratching noise in a corner near the fire-place, where there was a hole under the skirting-board.
Tom Thumb başını bir an için dışarı çıkardı, sonra tekrar içeri çekti.
Tom Thumb put out his head for a moment, and then popped it in again.
Tom Thumb bir fareydi.
Tom Thumb was a mouse.
Vocabulary
- TALE
- Hayal gücüyle yazılmış hikaye veya masal.
- BAD
- Kötü, zararlı veya istenmeyen nitelikte olan.
- MICE
- Mouse kelimesinin çoğulu; küçük kemirgen hayvanlar.
- LITTLE
- Küçük boyutlu veya az miktarda olan şey.
- GIRL
- Küçük yaşta kadın cinsiyetinden çocuk.
- DOLL'S
- Oyuncak bebeğe ait olan, bebeğin olan.
- HOUSE
- İçinde yaşanılan bina veya konut.
- Author
- Kitap veya yazı yazan kişi; yazar.
- Tale
- Hayal gücüyle yazılmış hikaye veya masal.
- Rabbit
- Uzun kulaklı küçük bir memeli hayvan; tavşan.
- rights
- Yasal olarak sahip olunan yetkiler veya haklar.
- reserved
- Ayrılmış, saklanmış; başkasına bırakılmamış olan.
- COPYRIGHT
- Bir eserin yasal koruma altındaki telif hakkı.
- HALL
- Büyük bir bina veya toplantı salonu.
- ONCE
- Bir zamanlar; geçmişte tek bir kez.
- time
- Saatler, günler veya yıllarla ölçülen süre; zaman.
- beautiful
- Görünüşü veya niteliği hoş olan; güzel.
- doll's-house
- Çocukların oynadığı minyatür oyuncak ev.
- red
- Kırmızı rengi ifade eden sıfat.
- brick
- Bina yapmak için kullanılan pişmiş toprak kütlesi; tuğla.
- white
- Kar gibi açık renk; beyaz.
- windows
- Binalarda ışık ve hava için yapılan cam açıklıkları; pencereler.
- real
- Gerçek, sahte olmayan, hakiki olan.
- muslin
- İnce ve şeffaf pamuklu kumaş türü.
- curtains
- Pencereleri örten ince kumaş perdeler.
- front
- Bir şeyin ön yüzü veya cephesi.
- door
- Bir odaya veya binaya girmeyi sağlayan kapı.
- chimney
- Dumanı dışarıya ileten baca veya boru.
- belonged
- Birine ait olmak; mülkiyetinde bulunmak.
- Dolls
- Çocukların oynadığı insan şeklindeki oyuncaklar; bebekler.
- least
- En az, en küçük miktarda olan.
- never
- Hiçbir zaman, asla olmadığını belirten zarf.
- ordered
- Bir şeyin yapılmasını ya da getirilmesini istedi.
- meals
- Günün belirli saatlerinde yenilen yemekler; öğünler.
- Cook
- Yemek pişiren kişi; aşçı.
- cooking
- Yemek pişirme eylemi veya süreci.
- dinner
- Günün ana öğünü olan akşam veya öğle yemeği.
- bought
- Satın alınmış; para ödenerek edinilmiş.
- ready-made
- Önceden hazırlanmış, kullanıma hazır halde sunulan.
- box
- İçine eşya konulan sert duvarlı kap; kutu.
- full
- İçi tamamen dolu, boş yer kalmamış olan.
- shavings
- Ahşap yontuluğunda çıkan ince tahta kıymıkları.
- lobsters
- Büyük ve sert kabuklu deniz hayvanları; ıstakozlar.
- ham
- Domuzun but kısmından yapılan tütsülenmiş et; jambon.
- fish
- Suda yaşayan ve yüzen omurgalı hayvan; balık.
- pudding
- Tatlı veya tuzlu pişirilmiş yumuşak yiyecek; puding.
- pears
- Armut şeklinde tatlı, sulu meyveler; armutlar.
- oranges
- Turuncu renkli, sulu narenciye meyvesi; portakallar.
- plates
- Yemek yemek için kullanılan düz tabaklar.
- extremely
- Son derece, çok büyük ölçüde anlamında pekiştirme zarfı.
- morning
- Günün ilk saatlerini kapsayan sabah vakti.
- drive
- Araç veya taşıtla yapılan gezinti; araba turu.
- perambulator
- Bebek veya küçük çocukları taşımak için tekerlekli araç; puset.
- nursery
- Küçük çocukların oynadığı veya uyuduğu oda.
- quiet
- Sessiz, gürültüsüz, sakin olan ortam veya yer.
- Presently
- Kısa bir süre sonra, az sonra anlamında zarf.
- scuffling
- Gizlice hareket ederken çıkan hışırtı veya sürtünme sesi.
- scratching
- Bir yüzeyi tırmalarken çıkan kazıma sesi.
- noise
- İstenmeyen veya rahatsız edici ses; gürültü.
- corner
- İki duvarın veya yüzeyin birleştiği köşe.
- near
- Yakın, az mesafede olan yere işaret eden.
- fire-place
- Odada ısınmak için ateş yakılan ocak; şömine.
- hole
- Bir yüzeyden veya zeminden açılan boşluk; delik.
- under
- Bir şeyin alt tarafında bulunan; altında.
- skirting-board
- Duvarın tabanını örten dekoratif tahta süpürgelik.
- Thumb
- El parmağı; burada küçük fare karakterin soyadı.
- put
- Bir şeyi belirli bir yere yerleştirmek; koymak.
- head
- Beyin ve yüzü barındıran vücudun üst kısmı; baş.
- moment
- Çok kısa süren zaman dilimi; an.
- popped
- Aniden hızla çıkmak veya kaybolmak; fırlamak.
- again
- Yeniden, bir daha tekrar eden eylem için zarf.
- mouse
- Küçük, uzun kuyruklu kemirgen hayvan; fare.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →