← Atlantis: The Antedeluvian World

Atlantis: The Antedeluvian World — Page 7

Tr → English CHAPTER II. Level 7/10

Şimdi, bu bir mit biçiminde anlatılmıştır, ancak gerçekte yeryüzünün ve göklerin etrafında dönen cisimlerin bir sapmasını ve yeryüzündeki şeylerin uzun zaman aralıklarında tekrarlanan büyük bir yanıp tutuşmasını ifade eder.

Now, this has the form of a myth, but really signifies a declination of the bodies moving around the earth and in the heavens, and a great conflagration of things upon the earth recurring at long intervals of time.

Bu olduğunda, dağlarda ve kuru ile yüksek yerlerde yaşayanlar, nehirlerin kenarında ya da deniz kıyısında yaşayanlara kıyasla yıkıma daha çok maruz kalır.

When this happens, those who live upon the mountains and in dry and lofty places are more liable to destruction than those who dwell by rivers or on the sea-shore.

Ve bu felaketten, hiç eksilmeyen kurtarıcımız olan Nil bizi kurtarır ve korur.

And from this calamity the Nile, who is our never-failing savior, saves and delivers us.

Öte yandan, tanrılar yeryüzünü bir su tufanıyla temizlediğinde, sizin aranızda dağlardaki çobanlar ve koyun güdenler hayatta kalanlar olurken, şehirlerde yaşayanlarınız nehirler tarafından denize sürüklenir.

When, on the other hand, the gods purge the earth with a deluge of water, among you herdsmen and shepherds on the mountains are the survivors, whereas those of you who live in cities are carried by the rivers into the sea.

Ancak bu ülkede ne o dönemde ne de başka bir zamanda su, tarlalara yukarıdan gelir; suyun her zaman aşağıdan yukarı çıkma eğilimi vardır.

But in this country neither at that time nor at any other does the water come from above on the fields, having always a tendency to come up from below.

Bu nedenle burada korunan şeylerin en eski olduğu söylenir.

For which reason the things preserved here are said to be the oldest.

Gerçek şu ki, kış donunun ya da yaz güneşinin aşırılığının engel olmadığı her yerde, insan ırkı zaman zaman artmakta, zaman zaman ise sayıca azalmaktadır.

The fact is, that wherever the extremity of winter frost or of summer sun does not prevent, the human race is always increasing at times, and at other times diminishing in numbers.

Vocabulary

now
şu anda, bu zamanda, şimdi
this
bu, işte bu şey veya kişi
has
sahip olmak, var olmak (have'in üçüncü şahıs tekili)
the
belirli artikeli, belli bir şeyi gösterir
form
şekil, biçim, görünüş
of
ait olmak, ait olduğunu gösterir
myth
efsane, mit, gerçek olmayan hikaye
but
fakat, ama, ancak, lakin
really
gerçekten, aslında, hakikaten
signifies
anlamına gelmek, göstermek, ifade etmek
bodies
cisimler, gövdeler, kütleler
moving
hareket eden, hareketli, harekete neden olan
around
çevresinde, etrafında, yaklaşık
earth
dünya, yer, toprak
and
ve, ile, hem...hem de
in
içinde, içerisinde, -de, -da
heavens
gökyüzü, cennet, parasal cisimler
great
büyük, geniş, harika, önemli
things
şeyler, nesneler, durumlar
upon
üzerinde, üzerine, -e doğru
at
-de, -da, konumunu gösterir
long
uzun, geniş, uzun süren
intervals
aralıklar, denemeler, müzik aralıkları
time
zaman, saat, vakit, dönem
when
ne zaman, hangi zaman, -ken
happens
olmak, meydana gelmek, rastlanmak
those
şunlar, onlar, o insanlar
who
kim, hangi kişi, -i kişi
live
yaşamak, oturmak, ikamet etmek
mountains
dağlar, yüksek yer
dry
kuru, nemli olmayan, suyu az
places
yerler, lokasyonlar, konumlar
are
olmak, bulunmak (be'nin çoğulu)
more
daha fazla, daha çok, ek
to
-e, -a, yönelik olmak
destruction
yıkım, tahrip, imha, yok etme
than
daha, -den, karşılaştırma edatı
dwell
yaşamak, oturmak, ikamet etmek
by
tarafından, yanında, yakınında
rivers
nehirler, akarsular
or
veya, ya da, seçenek
on
üzerinde, -de, açık
sea-shore
deniz kıyısı, sahil, deniz kenarı
from
-den, -dan, kaynağını gösterir
is
olmak, bulunmak (be'nin tekili)
our
bizim, bizlere ait
savior
kurtarıcı, çileçeken, hileci
saves
kurtarmak, tasarruf etmek, saklamak
delivers
teslim etmek, kurtarmak, özgür kılmak
us
biz, bize, bizim (nesne hâli)
other
diğer, başka, öteki
hand
el, taraf, yer
gods
tanrılar, ilahlar, kutsal varlıklar
with
ile, beraber, yanında
water
su, içme suyu
among
arasında, içinde, aralarında
you
sen, siz, sizler
shepherds
çobanlar, koyun çobanları
survivors
hayatta kalanlar, kurtulanlar, arta kalanlar
whereas
hâlbuki, iken, fakat
cities
şehirler, kentler
carried
taşınmış, götürülmüş, çekilmiş
into
-e doğru, içine, -de
sea
deniz, gemi kültürü, dalga
country
ülke, memleket, kırsal alan
neither
ne...ne, ikisi de değil
that
şu, o, işte o şey
← Previous Next →

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →