← Great Expectations

Great Expectations — Page 7

Tr → English Chapter I. Level 8/10

"Keşke bir kurbağa olsaydım. Ya da bir yılan balığı!"

"I wish I was a frog. Or a eel!"

Aynı anda, titreyip sarsan bedenini iki koluyla sardı - kendini bir arada tutmaya çalışırcasına kendini kucaklayarak - ve alçak kilise duvarına doğru topallayarak yürüdü.

At the same time, he hugged his shuddering body in both his arms,—clasping himself, as if to hold himself together,—and limped towards the low church wall.

Onu giderken izlerken, ısırganlıklar arasında ve yeşil tepecikleri saran böğürtlen çalıları arasında yolunu seçerek ilerlerken, genç gözlerimde sanki mezarlarından ihtiyatla uzanan ölülerin ellerinden kaçıyormuş gibi göründü; o eller bileğine yapışıp onu içeri çekmeye çalışıyordu.

As I saw him go, picking his way among the nettles, and among the brambles that bound the green mounds, he looked in my young eyes as if he were eluding the hands of the dead people, stretching up cautiously out of their graves, to get a twist upon his ankle and pull him in.

Alçak kilise duvarına geldiğinde, bacakları uyuşmuş ve tutulmuş bir adam gibi duvarın üzerinden geçti, sonra beni aramak için döndü.

When he came to the low church wall, he got over it, like a man whose legs were numbed and stiff, and then turned round to look for me.

Döndüğünü görünce yüzümü eve doğru çevirdim ve bacaklarımı olabildiğince hızlı kullandım.

When I saw him turning, I set my face towards home, and made the best use of my legs.

Ama kısa süre sonra omzumun üzerinden baktım ve onun hâlâ iki kolunu kendine sararak nehre doğru ilerlediğini, yağışların yoğun ya da gelgitin yüksek olduğu zamanlarda geçit yeri olarak bataklıklara oraya buraya atılmış büyük taşlar arasında ağrıyan ayaklarıyla yolunu seçtiğini gördüm.

But presently I looked over my shoulder, and saw him going on again towards the river, still hugging himself in both arms, and picking his way with his sore feet among the great stones dropped into the marshes here and there, for stepping-places when the rains were heavy or the tide was in.

Onu izlemek için durduğumda bataklıklar yalnızca uzun, siyah, yatay bir çizgiydi; nehir de yalnızca bir başka yatay çizgiydi, ne o kadar geniş ne de o kadar siyah; gökyüzü ise birbiriyle karışmış uzun, öfkeli kırmızı çizgiler ve yoğun siyah çizgilerden oluşan bir sıraydı.

The marshes were just a long black horizontal line then, as I stopped to look after him; and the river was just another horizontal line, not nearly so broad nor yet so black; and the sky was just a row of long angry red lines and dense black lines intermixed.

Vocabulary

wish
Bir şeyin olmasını istemek veya dilemek.
frog
Sulak alanlarda yaşayan, sıçrayan küçük bir amfibi hayvan.
eel
Yılan balığı; uzun, ince, yılan gibi görünen bir balık.
same
Aynı; değişmemiş veya farklı olmayan anlamında sıfat.
hugged
Kucaklamak; kollarla sıkıca sarılmak.
shuddering
Titreyen; korku veya soğuktan ötürü sarsilip titreyerek.
clasping
Sıkıca kavramak veya kenetlemek; birini sıkıca tutmak.
limped
Topallamak; bir bacağı sakatlık nedeniyle sürükleyerek yürümek.
picking
Dikkatle seçerek ilerlemek; adımlarını özenle atmak.
nettles
Isırgan otları; dokunulduğunda cilde batan dikenli bitkiler.
brambles
Böğürtlen çalıları; dikenli, kıvrımlı orman bitkileri.
bound
Sarmak, bağlamak; etrafını kuşatan veya kaplayan.
mounds
Tümseкler; yükseltilmiş toprak yığınları, genellikle mezar tepecikleri.
eluding
Kaçmak, atlatmak; bir şeyden ustalıkla kaçınmak.
stretching
Uzanmak; kollarını veya vücudunu gererek uzatmak.
cautiously
Dikkatli bir şekilde; tehlikeden kaçınarak özenle davranarak.
graves
Mezarlar; ölülerin gömüldüğü yerler.
twist
Burkmak; bir uzvu döndürerek incitmek.
ankle
Ayak bileği; ayak ile bacak arasındaki eklem bölgesi.
numbed
Uyuşmuş; soğuk veya şoktan duyarsız hale gelmiş.
stiff
Katı, sertleşmiş; hareket ettirilmesi güç olan.
presently
Kısa süre sonra; az sonra, çok geçmeden.
hugging
Sıkıca sarılmak; kollarla kucaklamaya devam etmek.
sore
Ağrıyan; acı veren veya hassas hale gelmiş.
marshes
Bataklıklar; sığ ve sulak, bataklık arazi parçaları.
stepping-places
Geçit taşları; ıslak yerde üzerine basılarak geçilen taşlar.
tide
Gelgit; ay ve güneş çekimiyle deniz seviyesinin yükselmesi.
horizontal
Yatay; yerle paralel, düz uzanan çizgi veya konum.
nearly
Neredeyse; tam olmayan ama çok yakın bir durumu ifade eder.
broad
Geniş; yandan yana büyük alan kaplayan.
nor
Ne de; iki olumsuz seçeneği birleştiren bağlaç.
row
Sıra; yan yana düzenlenmiş nesneler veya çizgiler.
dense
Yoğun; sıkışık, aralıksız veya kalın biçimde bir arada.
intermixed
Birbirine karışmış; farklı unsurların iç içe geçtiği durum.
← Previous Next →

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →