Great Expectations — Page 1
Kız kardeşim, Bayan Joe Gargery, benden yirmi yıldan fazla büyüktü ve beni 'elle' yetiştirdiği için hem kendisi hem de komşular arasında büyük bir şöhret edinmişti.
My sister, Mrs. Joe Gargery, was more than twenty years older than I, and had established a great reputation with herself and the neighbours because she had brought me up "by hand."
O zamanlar bu ifadenin ne anlama geldiğini kendi kendime çözmek zorunda kaldım; onun sert ve ağır bir eli olduğunu ve bu eli kocasına da bana da vurmayı pek sevdiğini bildiğimden, Joe Gargery ile ikimizin de 'elle' yetiştirildiğimizi düşünmüştüm.
Having at that time to find out for myself what the expression meant, and knowing her to have a hard and heavy hand, and to be much in the habit of laying it upon her husband as well as upon me, I supposed that Joe Gargery and I were both brought up by hand.
Kız kardeşim güzel bir kadın değildi; ve Joe Gargery'yi de zorla, yani 'elle' evlendirmeye mecbur etmiş olduğuna dair genel bir izlenimim vardı.
She was not a good-looking woman, my sister; and I had a general impression that she must have made Joe Gargery marry her by hand.
Joe, düzgün yüzünün her iki yanında keten rengi bukleleri olan, açık tenli bir adamdı; gözleri o kadar kararsız bir maviydi ki, renkleriyle akları bir şekilde birbirine karışmış gibi görünüyordu.
Joe was a fair man, with curls of flaxen hair on each side of his smooth face, and with eyes of such a very undecided blue that they seemed to have somehow got mixed with their own whites.
Uysal, iyi huylu, tatlı mizaçlı, sakin, saf ve sevimli bir adamdı; hem gücü hem de zayıflığıyla adeta bir Herkül gibiydi.
He was a mild, good-natured, sweet-tempered, easy-going, foolish, dear fellow,—a sort of Hercules in strength, and also in weakness.
Siyah saçlı ve siyah gözlü kız kardeşim Bayan Joe'nun cildi o kadar baskın bir kırmızılık taşıyordu ki, zaman zaman sabun yerine küçük bir rendesiyle yıkanıp yıkanmadığını merak ederdim.
My sister, Mrs. Joe, with black hair and eyes, had such a prevailing redness of skin that I sometimes used to wonder whether it was possible she washed herself with a nutmeg-grater instead of soap.
Uzun boylu ve kemikli bir yapıya sahipti; neredeyse her zaman kaba bir önlük giyerdi; bu önlük arkasında iki ilmekle bedenine tutturulmuş olup önünde iğne ve dikişlerle dolu, sağlam ve kare biçimli bir göğüslüğü vardı.
She was tall and bony, and almost always wore a coarse apron, fastened over her figure behind with two loops, and having a square impregnable bib in front, that was stuck full of pins and needles.
Vocabulary
- sister
- Aynı anne babadan doğan kız kardeş.
- Mrs.
- Evli bir kadına hitap için kullanılan unvan kısaltması.
- more
- Karşılaştırmalarda 'daha fazla' anlamını veren sözcük.
- than
- Karşılaştırma cümlelerinde kullanılan 'den/dan' anlamındaki bağlaç.
- twenty
- Yirmi sayısını ifade eden İngilizce sayı sözcüğü.
- years
- 'Yıl' sözcüğünün çoğulu; zaman birimi.
- older
- Yaşça daha büyük; 'old' sıfatının karşılaştırma biçimi.
- established
- Bir şeyi oluşturmak veya sağlamlaştırmak, kurmak.
- great
- Büyük, önemli veya etkileyici anlamında sıfat.
- reputation
- Bir kişi hakkında toplumda oluşan genel kanı, itibar.
- herself
- Üçüncü tekil dişil dönüşlü zamir; 'kendisi' anlamında.
- neighbours
- Yakın çevrede, aynı mahallede yaşayan kişiler; komşular.
- because
- Bir nedeni açıklayan 'çünkü' anlamındaki bağlaç.
- brought
- 'Bring' fiilinin geçmiş zaman biçimi; getirmek, yetiştirmek.
- up
- 'Bring up' deyiminde çocuk yetiştirmek anlamı katar.
- hand
- El; 'by hand' deyiminde elle veya şahsen anlamı taşır.
- time
- Zaman; belirli bir an veya dönem.
- find
- Bir şeyi aramak sonucunda bulmak veya keşfetmek.
- out
- 'Find out' deyiminde bir şeyi öğrenmek anlamı verir.
- myself
- Birinci tekil şahıs dönüşlü zamiri; 'kendim'.
- expression
- Bir duygu, düşünce veya anlamı aktaran ifade, deyim.
- meant
- 'Mean' fiilinin geçmiş zaman biçimi; anlamına gelmek.
- knowing
- Bir şeyin farkında olmak veya bilmek anlamındaki eylem.
- hard
- Sert, zor ya da zorlu anlamında sıfat veya zarf.
- heavy
- Ağır; fiziksel veya mecazi ağırlık ifade eden sıfat.
- much
- Çok miktarda; sayılamayan isimlerle kullanılan miktar sıfatı.
- habit
- Düzenli olarak yapılan alışkanlık veya davranış biçimi.
- laying
- Bir şeyi bir yere koymak veya uygulamak eylemi.
- upon
- 'Üzerine, üstüne' anlamında edat; 'on' ile eş anlamlı.
- husband
- Evli bir kadının eşi; koca.
- well
- 'As well' deyiminde 'de, da, ayrıca' anlamı taşır.
- supposed
- Varsayılan veya tahmin edilen; 'sanmak' anlamı taşır.
- both
- İki kişi veya nesneyi birden kapsayan 'her ikisi de'.
- good-looking
- Fiziksel görünüş itibarıyla çekici, güzel görünümlü.
- woman
- Yetişkin dişi insan; kadın.
- general
- Genel, yaygın; ayrıntılı değil geniş kapsamlı anlamında.
- impression
- Bir kişi ya da şey hakkında oluşan genel kanı, izlenim.
- must
- Zorunluluk veya güçlü çıkarım bildiren yardımcı fiil.
- marry
- Biriyle yasal bağla evlenmek, evlilik yapmak.
- fair
- Açık tenli, sarışın; ayrıca adil anlamında kullanılan sıfat.
- man
- Yetişkin erkek insan; adam.
- curls
- Kıvrımlı saç tutamları; bukle şeklindeki saçlar.
- flaxen
- Keten renginde, soluk sarı renkte olan; sarışın tonu.
- hair
- İnsan veya hayvanın vücudunda yetişen kıl; saç.
- each
- Bir grubun her bir bireyini ayrı ayrı belirten 'her'.
- side
- Bir nesnenin sağ veya sol kenarı; yan, taraf.
- smooth
- Pürüzsüz, düzgün yüzeyli; engelsiz anlamında sıfat.
- face
- İnsan başının ön kısmı; yüz.
- eyes
- Görme organı olan gözlerin çoğulu.
- such
- Bu tür, bu kadar; belirtme ve vurgu için kullanılan sıfat.
- very
- Bir sıfat veya zarfı kuvvetlendiren 'çok' anlamındaki zarf.
- undecided
- Kararsız, kesin olmayan; bir tarafa yönelmemiş.
- blue
- Gökyüzü renginde olan mavi rengi ifade eden sıfat.
- seemed
- 'Seem' fiilinin geçmiş zaman biçimi; görünmek, izlenim vermek.
- somehow
- Nasıl olduğu tam bilinmeden; bir şekilde, bir biçimde.
- got
- 'Get' fiilinin geçmiş zaman biçimi; almak, olmak, elde etmek.
- mixed
- Birbirine karışmış, harmanlanmış; karma anlamında sıfat.
- own
- Bir şeyin kişiye ait olduğunu vurgulayan 'kendi' sıfatı.
- whites
- Gözün renkli kısmını çevreleyen beyaz bölgeler; ak.
- mild
- Yumuşak huylu, sakin, ılımlı; sert olmayan anlamında.
- good-natured
- İyi kalpli, nazik ve anlayışlı tabiatlı olan kişi.
- sweet-tempered
- Tatlı huylu, her zaman kibar ve hoş tavırlı olan.
- easy-going
- Rahat, esnek, stressiz; hayata gevşek bakan kişi.
- foolish
- Akılsız, ahmakça davranan; mantıksız kararlar alan.
- dear
- Sevgili, değerli; sevecen bir hitap veya sıfat.
- fellow
- Adam, erkek; arkadaşça hitap için kullanılan sözcük.
- sort
- Tür, çeşit; bir şeyin kategorisini belirten sözcük.
- Hercules
- Yunan-Roma mitolojisinde olağanüstü güçlü kahraman; Herkül.
- strength
- Fiziksel veya zihinsel güç, kuvvet, dayanıklılık.
- also
- Aynı zamanda, bunun yanı sıra anlamında bağlaç zarf.
- weakness
- Güçsüzlük, zayıflık; bir eksiklik veya kırılgan taraf.
- black
- Işığın yokluğuyla oluşan en koyu renk; siyah.
- prevailing
- Baskın olan, hâkim, en çok görülen; yaygın olan.
- redness
- Kızarıklık; bir yüzeyde görülen kırmızı renk tonu.
- skin
- İnsan veya hayvanın vücudunu örten deri, cilt.
- sometimes
- Ara sıra, zaman zaman; her zaman değil ama bazen.
- used
- 'Used to' yapısında geçmişteki alışkanlığı ifade eder.
- wonder
- Bir şeyi merak etmek, zihninde sormak, hayret etmek.
- whether
- İki seçenek arasındaki belirsizliği gösteren 'olup olmadığı'.
- possible
- Gerçekleşebilir, olabilir; imkân dahilinde olan şey.
- washed
- 'Wash' fiilinin geçmiş zaman biçimi; yıkamak.
- nutmeg-grater
- Hindistan cevizi rendelemek için kullanılan mutfak aleti.
- instead
- Onun yerine, yerine geçerek anlamında kullanılan zarf.
- soap
- Temizlik amacıyla kullanılan sabun maddesi.
- tall
- Boyunun uzunluğu ortalamanın üstünde olan; uzun boylu.
- bony
- Kemikleri belirgin şekilde çıkık, ince yapılı, sıska.
- almost
- Neredeyse, hemen hemen; tam olarak değil ama yakın.
- always
- Her zaman, daima; hiç istisna olmaksızın sürekli.
- wore
- 'Wear' fiilinin geçmiş zaman biçimi; giymek, taşımak.
- coarse
- Kaba dokulu, ham; kalitesiz ya da ince işçiliksiz olan.
- apron
- Kıyafetleri korumak için bele bağlanan önlük.
- fastened
- 'Fasten' fiilinin geçmiş biçimi; bağlamak, tutturmak.
- over
- Üzerinde, üstünde; kaplama veya aşma belirten edat.
- figure
- Bir kişinin vücut şekli, hatları; biçim veya figür.
- behind
- Bir şeyin arkasında; geride, arka tarafta anlamında edat.
- loops
- İp veya kumaşın oluşturduğu halka şeklindeki ilmekler.
- square
- Dört eşit kenarlı geometrik şekil; kare biçiminde olan.
- impregnable
- Aşılamaz, delinmez; saldırıya karşı son derece dayanıklı.
- bib
- Bebeklerde veya önlüklerde göğsü örten küçük parça.
- front
- Bir nesnenin ön tarafı; arka tarafın karşıtı.
- stuck
- 'Stick' fiilinin geçmiş biçimi; saplanmış, tutturulmuş.
- full
- Tamamen dolu; içi boşluk kalmayacak şekilde doldurulmuş.
- pins
- Kumaşı tutturmak veya işaretlemek için kullanılan iğneler.
- needles
- Dikiş dikmek için kullanılan ince sivri uçlu araçlar; iğne.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →