Grimms' Fairy Tales — Page 14
Ve usta şöyle dedi: 'Hans, sadık ve iyi bir hizmetkar oldun, bu yüzden ücretin güzel olacak.'
And the master said, 'You have been a faithful and good servant, Hans, so your pay shall be handsome.'
Sonra ona kafası kadar büyük bir gümüş külçe verdi.
Then he gave him a lump of silver as big as his head.
Hans mendilini çıkardı, gümüş parçasını içine koydu, omzuna attı ve eve doğru yola koyuldu.
Hans took out his pocket-handkerchief, put the piece of silver into it, threw it over his shoulder, and jogged off on his road homewards.
Bir ayağını diğerinin önüne sürüyerek tembel tembel yürürken, neşeyle güzel bir ata binen bir adam göründü.
As he went lazily on, dragging one foot after another, a man came in sight, trotting gaily along on a capital horse.
Hans yüksek sesle şöyle dedi: 'Ah! Ata binmek ne güzel bir şey!
'Ah!' said Hans aloud, 'what a fine thing it is to ride on horseback!
Orada, ocağının yanındaki koltuğunda oturuyormuş gibi rahat ve mutlu oturuyor; taşlara takılmıyor, ayakkabısını yıpratmıyor ve nasıl gittiğini bile anlamıyor.'
There he sits as easy and happy as if he was at home, in the chair by his fireside; he trips against no stones, saves shoe-leather, and gets on he hardly knows how.'
Hans o kadar alçak sesle konuşmamıştı ki atlı her şeyi duydu ve şöyle dedi: 'Peki dostum, o zaman neden yaya gidiyorsun?'
Hans did not speak so softly but the horseman heard it all, and said, 'Well, friend, why do you go on foot then?'
'Ah!' dedi, 'Bu yükü taşımam gerekiyor: evet, gümüş ama o kadar ağır ki başımı kaldıramıyorum ve omzumu fena halde incittiğini bilmelisin.'
'Ah!' said he, 'I have this load to carry: to be sure it is silver, but it is so heavy that I can't hold up my head, and you must know it hurts my shoulder sadly.'
Atlı şöyle dedi: 'Bir takas yapmaya ne dersin?
'What do you say of making an exchange?' said the horseman.
Sana atımı vereceğim, sen de bana gümüşü vereceksin; bu, böyle ağır bir yükü taşıma derdinden seni kurtaracak.'
I will give you my horse, and you shall give me the silver; which will save you a great deal of trouble in carrying such a heavy load about with you.
Vocabulary
- master
- Bir kişi veya işin sahibi, efendi.
- faithful
- Sadık, güvenilir; görevine bağlı kalan.
- servant
- Başkasına hizmet eden kişi; uşak, hizmetçi.
- pay
- Çalışma karşılığında alınan ücret, maaş.
- shall
- Gelecek zaman bildiren yardımcı fiil; olacak.
- handsome
- Cömert, büyük miktarda; yakışıklı anlamına da gelir.
- lump
- Bir maddenin topak veya külçe şeklindeki parçası.
- silver
- Değerli beyaz metal; para veya mücevher yapımında kullanılır.
- pocket-handkerchief
- Cebe konulan küçük mendil; bez parçası.
- piece
- Parça; bir bütünden ayrılan bölüm.
- threw
- 'Fırlatmak' fiilinin geçmiş hali; fırlattı, attı.
- shoulder
- Omuz; kolun gövdeye bağlandığı vücut bölümü.
- jogged
- Hafifçe yürüdü; yavaş tempoda ilerledi.
- homewards
- Eve doğru; eve giden yönde ilerleyerek.
- lazily
- Tembel tembel; isteksiz ve yavaş bir şekilde.
- dragging
- Sürüklemek; bir şeyi ağır ağır çekerek taşımak.
- sight
- Görüş; gözle görülebilir mesafe veya alan.
- trotting
- Hafif koşuşturmak; orta hızda adımlarla ilerlemek.
- gaily
- Neşeyle, sevinçle; mutlu ve canlı bir şekilde.
- capital
- Harika, mükemmel; çok iyi olan (ünlem olarak).
- aloud
- Sesli olarak; başkalarının duyabileceği şekilde söylemek.
- ride
- Binmek; bir hayvan veya taşıtta seyahat etmek.
- horseback
- At sırtı; ata binerek seyahat etme biçimi.
- fireside
- Şömine kenarı; ateş veya ocağın yanındaki alan.
- trips
- Takılmak, tökezlemek; yürürken bir şeye çarpmak.
- against
- Karşı; bir şeyle çarpışma veya zıtlık bildirir.
- saves
- Kurtarmak, korumak; bir şeyi harcamaktan kaçınmak.
- shoe-leather
- Ayakkabı derisi; ayakkabının yapıldığı malzeme.
- hardly
- Güçlükle, neredeyse hiç; zar zor olan durum.
- softly
- Yavaşça, sessizce; alçak sesle veya nazikçe.
- horseman
- Atlı; at üzerinde yolculuk eden kişi.
- load
- Yük; taşınan ağır şey veya ağırlık.
- carry
- Taşımak; bir şeyi bir yerden başka yere götürmek.
- hold
- Tutmak; bir şeyi elde veya yerde muhafaza etmek.
- must
- Zorunda olmak; zorunluluk bildiren yardımcı fiil.
- hurts
- Acı vermek; ağrı veya zarar vermek.
- sadly
- Üzücü biçimde; acı veya keder içinde.
- exchange
- Takas, değiş tokuş; bir şeyi başkasıyla değiştirmek.
- save
- Kurtarmak, tasarruf etmek; zahmetten veya harcamadan kaçınmak.
- deal
- Miktar; 'a great deal' ifadesinde 'çok fazla' anlamı.
- trouble
- Zahmet, sorun; güçlük veya sıkıntı yaratan durum.
- carrying
- Taşımak; bir yükü üzerinde götürmek.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →