Harrigan — Page 8
Diğer adam, her yumruğa tüm vücudunun ağırlığını vermek için ayaklarını yere bastırarak sert ve dik bir şekilde savaşmıştı.
The other man had fought stiffly erect, standing with feet braced to give the weight of his whole body to every punch.
Harrigan ise bir panter gibi ileri geri koşuyor, kediye özgü çevikliğiyle darbelerden kaçınıyor ve bu sayede her iki elini de güçlü yumruklar vurmak için serbest bırakıyordu.
Harrigan raged back and forth like a panther, avoiding blows by the catlike agility of his movements, which left both hands free to strike sledge-hammer blows.
Kısa süre sonra yanı başında bir kıkırdama sesi duydu.
Presently he heard a chuckling at his side.
Gözünün ucuyla, siyah saçlı adamın daha önce olduğu gibi düz ve sert bir duruşla, uzun kollarını piston gibi ileri fırlatarak savaşa girdiğini gördü.
Out of the corner of his eye he saw the black-haired man come into the battle, straight and stiff as before, with long arms shooting out like pistons.
Görkem doluydu bu manzara.
It was a glorious sight.
Harrigan'ın yüreği bir şeyle dolup taştı; bir şey boğazına yükseldi ve şişirdi; yeniden yükseldi ve dilinde vahşi bir çığlık olarak patladı.
Something made Harrigan's heart big; rose and swelled his throat; rose again and came as a wild yell upon his tongue.
İrlanda lejyonlarıyla savaş meydanında karşılaşmış olan talihsizler o çığlığı tanırlar.
The unfortunates who have faced Irish legions in battle know that yell.
Askerler onu tanımıyordu ve bir an için geri çekildiler.
The soldiers did not know it, and they held back for a moment.
Başka bir şey de onların moralini büsbütün düşürdü: polis devriye aracının çınlayan sesiyle duraksayıp içinden yedek kuvvetlerin boşalmasıydı bu.
Something else lowered their spirits still more. It was the clanging of the police patrol as it swung to a halt and a body of reserves poured out.
Harrigan, silah arkadaşına nefes nefese seslendi: "İşte sonumuz geliyor! Ama ah dostum, sürdüğü kadar tatlıydı diye düşünüyorum!"
"Here comes our finish!" panted Harrigan to his comrade in arms. "But oh, man, I'm thinkin' it was swate while it lasted!"
Büyük anlarında İrlanda şivesi dilinde kalın kalın birikiverirdi.
In his great moments the Irish brogue thronged thick upon his tongue.
"Bitti mi, yok öyle bir şey!" diye homurdandı diğeri. "Peşime gel, delikanlı!"
"Finish, hell!" grunted the other. "After me, lad!"
Ve başını bir boğa gibi öne eğerek kalabalığa doğru daldı.
And lowering his head like a bull, he drove forward against the crowd.
Harrigan fikri bir çırpıda kavradı ve omzunu arkadaşının kalçasına dayadı.
Harrigan caught the idea in a flash. He put his shoulder to the hip of his friend.
Vocabulary
- other
- Farklı veya başka bir şeyi ifade eder.
- man
- Yetişkin erkek insan.
- had
- 'Have' fiilinin geçmiş zaman hali; sahip olmak.
- fought
- 'Fight' fiilinin geçmiş zaman hali; dövüştü.
- stiffly
- Katı ve hareketsiz bir şekilde, esnek olmadan.
- erect
- Dik duran, doğrulmuş, eğilmemiş.
- standing
- Ayakta durma hali veya eylemi.
- feet
- Ayaklar; vücudun en alt kısmı.
- braced
- Destek için sertleştirilmiş veya sabitlenmiş.
- give
- Vermek; bir şeyi birine aktarmak.
- weight
- Bir nesnenin ağırlığı veya kütlesi.
- whole
- Tam, bütün, eksiksiz olan.
- body
- İnsan veya hayvanın fiziksel yapısı, gövde.
- every
- Her bir, tüm bireyleri kapsayan.
- punch
- Yumruk; elle yapılan sert bir vuruş.
- raged
- Öfkeyle hareket etti, şiddetle davrandı.
- back
- Geri, arkaya doğru yön veya hareket.
- forth
- İleri doğru; 'back and forth' gidip gelme.
- like
- Gibi, benzer şekilde; karşılaştırma edatı.
- panther
- Panter; büyük, siyah, çevik bir yaban kedisi.
- avoiding
- Kaçınmak, bir şeyden uzak durmak.
- blows
- Darbeler, vuruşlar; sert fiziksel çarpmalar.
- catlike
- Kedi gibi; çevik ve sessiz hareketlere sahip.
- agility
- Çeviklik; hızlı ve kolay hareket edebilme yeteneği.
- movements
- Hareketler; yer değiştirme eylemleri.
- which
- Hangi, ki; bir nesneyi niteleyen zamir.
- left
- Bıraktı; serbest bırakmak veya sol yön.
- both
- Her iki, ikisi de anlamına gelir.
- hands
- Eller; kolun ucundaki kavrama organı.
- free
- Serbest, özgür, engelsiz.
- strike
- Vurmak, çarpmak; güçlü bir darbe indirmek.
- sledge-hammer
- Balyoz; ağır ve büyük çekiç türü.
- Presently
- Kısa süre sonra, biraz sonra, yakında.
- heard
- 'Hear' fiilinin geçmiş zaman hali; duydu.
- chuckling
- Kıkırdama; sessizce ve neşeyle gülme.
- side
- Yan, taraf; bir nesnenin kenar kısmı.
- Out
- Dışarı, dışında; bir alanın dışına doğru.
- corner
- Köşe; iki kenarın birleştiği nokta.
- eye
- Göz; görme organı.
- saw
- 'See' fiilinin geçmiş hali; gördü.
- black-haired
- Siyah saçlı; koyu renk saça sahip olan.
- come
- Gelmek; bir yere doğru hareket etmek.
- into
- İçine, içeri; bir şeyin içine doğru edat.
- battle
- Savaş, kavga; iki taraf arasındaki çarpışma.
- straight
- Düz, doğrudan; eğilmeden veya sapmadan.
- stiff
- Sert, katı; kolayca bükülemeyen.
- before
- Önce, daha önce; geçmiş zamana atıfta bulunur.
- long
- Uzun; mesafe veya süre bakımından büyük.
- arms
- Kollar; omuzdan ele uzanan vücut uzuvları.
- shooting
- Fırlatmak veya ateş etmek; hızla uzatmak.
- out
- Dışarı; bir alanın dışına doğru.
- pistons
- Pistonlar; silindir içinde ileri geri hareket eden parçalar.
- glorious
- Muhteşem, görkemli, hayranlık uyandıran.
- sight
- Görüntü, manzara; gözle görülen şey.
- Something
- Bir şey; belirsiz bir nesne veya durum.
- made
- 'Make' fiilinin geçmiş hali; yaptı, oluşturdu.
- heart
- Kalp; duygusal merkez veya organ.
- big
- Büyük; normalden fazla boyuta sahip.
- rose
- Yükseldi; 'rise' fiilinin geçmiş hali.
- swelled
- Şişti, büyüdü; hacim olarak arttı.
- throat
- Boğaz; ağız ile mide arasındaki geçit.
- again
- Yeniden, tekrar; bir kez daha.
- came
- 'Come' fiilinin geçmiş hali; geldi.
- wild
- Vahşi, kontrolsüz; doğal ve evcilleştirilmemiş.
- yell
- Bağırmak veya yüksek sesle çığlık atmak.
- upon
- Üzerine, üzerinde; 'on' edatının resmi hali.
- tongue
- Dil; ağızdaki tat ve konuşma organı.
- unfortunates
- Talihsizler; şanssız olan veya kötü durumda olanlar.
- who
- Kim; kişilere atıfta bulunan soru zamiri.
- have
- Sahip olmak veya yardımcı fiil olarak kullanılır.
- faced
- Yüzleşti; karşı karşıya geldi.
- Irish
- İrlandalı; İrlanda'ya veya insanlarına ait.
- legions
- Lejyonlar; büyük ve güçlü asker grupları.
- know
- Bilmek; bir şey hakkında bilgiye sahip olmak.
- soldiers
- Askerler; orduya mensup savaşçılar.
- held
- Tuttu, dayanıklı kaldı; 'hold' fiilinin geçmişi.
- moment
- An, kısa süre; çok kısa bir zaman dilimi.
- else
- Başka, diğer; farklı bir şey veya kişi.
- lowered
- Düşürdü, alçalttı; aşağıya indirdi.
- spirits
- Ruh hali, moral; kişinin iç enerjisi.
- still
- Hâlâ, daha da; devam eden durumu bildirir.
- more
- Daha fazla; miktarca artmış olan.
- clanging
- Metal sesi çıkararak çarpma; şangırtı.
- police
- Polis; kamu düzenini koruyan güvenlik görevlileri.
- patrol
- Devriye; düzeni sağlamak için dolaşan grup.
- swung
- Sallandı; 'swing' fiilinin geçmiş hali.
- halt
- Dur, durmak; hareketi tamamen kesmek.
- reserves
- Yedekler; ihtiyaç halinde kullanılan ek kuvvetler.
- poured
- Aktı, döküldü; hızla ve yoğun şekilde geldi.
- Here
- Burada; konuşanın bulunduğu yer.
- comes
- Geliyor; yaklaşmakta olan bir şeyi belirtir.
- finish
- Son, bitiş; bir şeyin tamamlanması.
- panted
- Hızlı ve derin nefes aldı; soluk soluğa kaldı.
- comrade
- Yoldaş, arkadaş; özellikle savaştaki dost.
- But
- Ama, fakat; zıt fikir bildiren bağlaç.
- thinkin
- 'Thinking' kelimesinin argo kısaltması; düşünüyorum.
- swate
- 'Sweet' kelimesinin İrlanda aksanlı söylenişi; tatlı.
- while
- Süresince, iken; bir zaman zarfı veya bağlaç.
- lasted
- Sürdü, devam etti; belirli bir süre geçti.
- great
- Büyük, olağanüstü; çok önemli veya etkileyici.
- moments
- Anlar; kısa ve önemli zaman dilimleri.
- brogue
- İrlanda aksanı; güçlü yerel konuşma biçimi.
- thronged
- Kalabalıklaştı, dolup taştı; yoğunlaştı.
- thick
- Kalın, yoğun; ince olmayan veya sık olan.
- Finish
- Bitirmek; bir şeyi tamamlamak veya son vermek.
- hell
- Cehennem; lanetleme veya güçlü ret ifadesi.
- grunted
- Homurdandı; kısa ve kaba bir ses çıkardı.
- After
- Sonra, ardından; zaman veya sıra bildiren edat.
- lad
- Delikanlı, genç erkek; özellikle İngiliz argosunda.
- lowering
- Aşağıya eğme veya indirme hareketi.
- head
- Baş, kafa; vücudun en üst kısmı.
- bull
- Boğa; güçlü ve saldırgan büyük erkek sığır.
- drove
- Sürdü, ilerletti; 'drive' fiilinin geçmiş hali.
- forward
- İleri; öne doğru hareket eden yön.
- against
- Karşı; bir şeye zıt veya çarpışma bildiren edat.
- crowd
- Kalabalık; bir arada toplanan çok sayıda insan.
- caught
- Yakaladı; 'catch' fiilinin geçmiş hali.
- idea
- Fikir, düşünce; zihinde oluşan kavram.
- flash
- Anlık parıltı veya ani düşünce; çok hızlı an.
- put
- Koymak; bir şeyi bir yere yerleştirmek.
- shoulder
- Omuz; kolun gövdeyle birleştiği üst kısım.
- hip
- Kalça; gövde ile bacağın birleştiği yan kısım.
- friend
- Arkadaş; sevilen ve güvenilen kişi.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →