Harrigan — Page 4
McTee," dedi, "gemİnİze tesadüfen bindim ve sizi gördüm. Eğer fazladan bir ele İhtİyacınız varsa, kalmama İzin verİn. Özgürüm ve hareket etmem gerekİyor."
McTee," he said, "I came on your ship by chance an' saw you. If you can use an extra hand, let me stay. I'm footfree an' I need to be movin' on."
Karanlığın içinden bile İskoç'un gözlerindeki parıltıyı yakaladı.
Even through the gloom he caught the glint of the Scotchman's eye.
"Köprüden İnİn!" diye gürledi McTee.
"Get off the bridge!" thundered McTee.
"Ama ben Harrigan'ım ve--"
"But I'm Harrigan, and--"
McTee birinci ve İkinci zabitlerİne döndü.
McTee turned to his first and second mates.
"Şu adamı köprüden atın!" diye emretti.
"Throw that man off the bridge!" he ordered.
Harrigan beklemedi. Güverteye İnen merdİvenden geri çekildi ve küpeşteye gitti.
Harrigan didn't wait. He retreated down the steps to the deck and went to the rail.
Gemi İle İskele arasında şimdi geniş, esmer bir su boşluğu uzanıyordu; ama o, dalmaya hazır bir şekilde dizini küpeşteye dayadı.
A wide gap of swarthy water now extended between the ship and the dock, but he placed his knee on the rail ready to dive.
Sonra döndü ve kollarını kavuşturarak köprüye doğru baktı; zİra zİhnİ pek çok şüpheyle kararmıştı.
Then he turned and stood with folded arms looking up to the bridge, for his mind was dark with many doubts.
Yanından geçen bir denizcinin omzuna dokundu.
He tapped a passing sailor on the shoulder.
"Kaptan nasıl biri?"
"What sort of an old boy is the captain?"
Alacağı cevaba göre gemide kalıp kalmayacağına ya da kıyıya yüzüp yüzmeyeceğine karar vermişti; ancak denizci bir an için ona aptalca baktı, sonra yavaşça sırıttı.
He made up his mind that according to the answer he would stay with the ship or swim to the shore, but the sailor merely stared stupidly at him for a moment and then grinned slowly.
O gülümsemede kİn de olabilİrdİ, salt alay da; başka bir soru sorulmadan geçip gittİ.
There might be malice, there might be mere ridicule in that smile. He passed on before another question could be asked.
"Huh!" diye homurdandı Harrigan. "Kalıyorum!"
"Huh!" grunted Harrigan. "I stay!"
Gözlerini köprüye diktİ; Honolulu'nun ışığı kıçtan gittİkçe daha da sönükleşirken bir saat boyunca küpeştede kıpırtısız bekledi.
He kept his eyes fixed on the bridge, remaining motionless at the rail for an hour while the glow of Honolulu grew dimmer and dimmer past the stern.
Vocabulary
- he
- Erkek bir kişiyi gösteren üçüncü tekil zamir.
- said
- 'Söylemek' fiilinin geçmiş zaman hali.
- I
- Birinci tekil şahıs zamiri, 'ben' anlamında.
- came
- 'Gelmek' fiilinin geçmiş zaman hali.
- on
- Bir yüzeyin üzerinde veya bir araçta olmayı belirtir.
- your
- İkinci şahsa ait olan şeyi belirtir, 'senin/sizin'.
- ship
- Denizde yük veya yolcu taşıyan büyük gemi.
- by
- Yakınlık veya araç belirtir; 'tarafından, ile'.
- chance
- Tesadüf, planlanmamış rastlantısal bir durum.
- saw
- 'Görmek' fiilinin geçmiş zaman hali.
- you
- İkinci tekil veya çoğul şahıs zamiri, 'sen/siz'.
- If
- Koşul bağlacı, 'eğer' anlamında kullanılır.
- can
- Yetenek veya olasılık belirten yardımcı fiil, 'yapabilmek'.
- use
- Bir şeyden yararlanmak veya kullanmak.
- an
- Sesli harfle başlayan kelimeler önünde belirsiz artikel.
- extra
- Gerekenden fazla, ek veya ilave olan.
- hand
- El; aynı zamanda 'işçi, yardımcı' anlamına gelir.
- let
- İzin vermek, bir şeyin olmasına müsaade etmek.
- me
- Birinci tekil şahsın nesne hali, 'beni/bana'.
- stay
- Bir yerde kalmak, ayrılmamak.
- I'm
- 'I am' kısaltması, 'ben varım/benim' anlamında.
- need
- Bir şeye ihtiyaç duymak veya gerek duymak.
- to
- Yön veya mastar belirtir, 'için/-e/-a'.
- be
- 'Olmak' anlamındaki temel yardımcı fiil.
- movin'
- 'Moving' kelimesinin kısaltması, hareket etmek.
- Even
- 'Bile, hatta' anlamında vurgu yapan zarf.
- through
- Bir şeyin içinden geçerek, boyunca.
- the
- Belirli artikel, daha önce bahsedilen şeyi belirtir.
- gloom
- Karanlık veya kasvetli, loş bir atmosfer.
- caught
- 'Yakalamak' fiilinin geçmiş zaman hali.
- glint
- Bir yüzeyden yansıyan kısa ve parlak ışık.
- of
- Aitlik veya ilişki belirten edat, '-in/-ın'.
- eye
- Göz, görme organı.
- Get
- Almak, ulaşmak veya bir duruma gelmek.
- off
- Bir yerden uzaklaşmak veya ayrılmak anlamında.
- bridge
- Gemide kaptanın komuta ettiği üst bölüm.
- thundered
- Gök gürültüsü gibi yüksek sesle bağırmak.
- But
- Zıtlık bağlacı, 'ama, fakat' anlamında.
- and
- İki şeyi birbirine bağlayan bağlaç, 've'.
- turned
- Dönmek veya yönünü değiştirmek fiilinin geçmiş hali.
- his
- Erkeğe ait olan şeyi belirten iyelik zamiri, 'onun'.
- first
- Sıralamada en başta gelen, birinci.
- second
- Sıralamada ikinci sırada olan.
- mates
- Gemide kaptandan sonra gelen subaylar.
- Throw
- Bir şeyi kuvvetle fırlatmak veya atmak.
- that
- Uzaktaki bir şeyi gösteren işaret zamiri, 'şu/o'.
- man
- Yetişkin erkek kişi, adam.
- ordered
- Emir vermek fiilinin geçmiş zaman hali.
- didn't
- 'Did not' kısaltması, geçmişte olumsuzluk belirtir.
- wait
- Beklemek, bir şey olana kadar durmak.
- He
- Erkek bir kişiyi gösteren üçüncü tekil zamir.
- retreated
- Geri çekilmek, bir yerden uzaklaşmak.
- down
- Aşağı doğru yön veya hareket belirtir.
- steps
- Merdiven basamakları veya adımlar.
- deck
- Geminin üst açık güvertesi.
- went
- 'Gitmek' fiilinin geçmiş zaman hali.
- rail
- Geminin kenarındaki koruyucu demir parmaklık.
- A
- Belirsiz artikel, herhangi bir şeyi belirtir.
- wide
- Geniş, iki kenar arasındaki mesafesi büyük olan.
- gap
- İki şey arasındaki boşluk veya açıklık.
- swarthy
- Esmer tenli, koyu renkli tene sahip olan.
- water
- Su, deniz veya nehirlerdeki sıvı madde.
- now
- Şu an, bu anda, hemen.
- extended
- Uzanmak, bir alanı kapsamak veya genişlemek.
- between
- İki şeyin arasında, ortasında.
- dock
- Gemilerin yanaştığı iskele veya rıhtım.
- but
- Zıtlık bağlacı, 'ama, fakat' anlamında.
- placed
- Bir şeyi belirli bir yere koymak.
- knee
- Bacağın ortasındaki eklem, diz.
- ready
- Hazır, bir şey yapmak için hazırlanmış.
- dive
- Suya veya aşağıya doğru dalmak.
- Then
- Daha sonra, ardından, o zaman.
- stood
- 'Ayakta durmak' fiilinin geçmiş zaman hali.
- with
- Birliktelik veya araç belirten edat, 'ile'.
- folded
- Katlanmış, üst üste getirilmiş.
- arms
- Kollar, vücudun omuzdan ele uzanan kısımları.
- looking
- Bakmak, bir şeye doğru gözlerini çevirmek.
- up
- Yukarı doğru yön veya hareket belirtir.
- for
- Amaç veya süre belirten edat, 'için'.
- mind
- Zihin, düşünce ve bilinç merkezi.
- was
- 'Olmak' fiilinin geçmiş tekil hali.
- dark
- Karanlık, ışık almayan veya loş olan.
- many
- Çok sayıda, birden fazla olan.
- doubts
- Şüpheler, emin olmama durumları.
- tapped
- Hafifçe vurmak veya dokunmak.
- a
- Belirsiz artikel, herhangi bir şeyi belirtir.
- passing
- Yanından geçen, geçip giden.
- sailor
- Gemide çalışan denizci, tayfa.
- shoulder
- Omuz, boyun ile kolun birleştiği vücut bölümü.
- What
- Ne, neyi sorusunu soran soru kelimesi.
- sort
- Tür, çeşit veya kategori.
- old
- Yaşlı veya eski, uzun süredir var olan.
- boy
- Erkek çocuk; argo olarak 'adam' anlamında.
- is
- 'Olmak' fiilinin üçüncü tekil şahıs hali.
- captain
- Geminin komutanı ve en yetkili subayı.
- made
- 'Yapmak' fiilinin geçmiş zaman hali.
- according
- Bir şeye göre, bir şeyle uyumlu olarak.
- answer
- Bir soruya verilen yanıt veya cevap.
- would
- Koşullu veya gelecek anlamı taşıyan yardımcı fiil.
- or
- Seçenek sunan bağlaç, 'ya da, veya'.
- swim
- Suda hareket ederek yüzmek.
- shore
- Deniz veya gölün kıyısı, sahil.
- merely
- Sadece, yalnızca, başka bir şey olmaksızın.
- stared
- Uzun süre dik dik bakmak.
- stupidly
- Anlayışsızca, aptalca bir şekilde.
- at
- Bir yeri veya yönü gösteren edat, '-e/-a/-de'.
- him
- Erkek üçüncü tekil şahsın nesne hali, 'onu/ona'.
- moment
- An, kısa bir zaman dilimi.
- then
- Daha sonra, ardından, o zaman.
- grinned
- Dişlerini göstererek geniş bir şekilde gülümsemek.
- slowly
- Yavaşça, hızlı olmayan bir şekilde.
- There
- Orada, belirli bir yerde var olduğunu belirtir.
- might
- Olasılık belirten yardımcı fiil, 'olabilir'.
- malice
- Kötü niyet, birini incitmek isteme duygusu.
- there
- Orada, belirtilen yerde olan şeyi gösterir.
- mere
- Sadece, yalnızca, başka bir şey olmayan.
- ridicule
- Alay etme, birini küçük düşürme amaçlı gülme.
- in
- İçinde, bir şeyin dahilinde olmayı belirtir.
- smile
- Gülümseme, mutluluk ifadesi olarak dudakları çekme.
- passed
- Geçmek fiilinin geçmiş hali, bir yerden geçmek.
- before
- Önce, daha erken bir zamanda veya önünde.
- another
- Başka bir, farklı veya ek bir tane daha.
- question
- Soru, bir şey hakkında bilgi edinmek için sorulan.
- could
- 'Can' fiilinin geçmiş hali, yapabilirdi.
- asked
- 'Sormak' fiilinin geçmiş zaman hali.
- grunted
- Homurdanmak, kısa ve kaba bir ses çıkarmak.
- kept
- 'Tutmak, devam etmek' fiilinin geçmiş hali.
- eyes
- Gözler, görme organlarının çoğulu.
- fixed
- Sabit, hareketsiz bir noktaya yöneltilmiş.
- remaining
- Kalan, geride duran veya devam eden.
- motionless
- Hareketsiz, hiç kımıldamayan, yerinden oynamayan.
- hour
- Saat, altmış dakikalık zaman birimi.
- while
- Bir süre boyunca, aynı anda, iken.
- glow
- Yumuşak ve sürekli bir ışık parlaması.
- grew
- 'Büyümek veya olmak' fiilinin geçmiş zaman hali.
- dimmer
- Daha loş, daha az parlak veya ışıklı.
- past
- Geçerek, bir şeyin ötesine veya arkasına doğru.
- stern
- Geminin arka kısmı, kıç bölümü.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →