Le Morte d'Arthur: Volume 1 — Page 7
Arthur'ın hapishaneden kurtulmak ve hapisteki yirmi şövalyeyi serbest bırakmak için savaşmayı nasıl üstlendiği.
How Arthur took upon him to fight to be delivered out of prison, and also for to deliver twenty knights that were in prison.
BÖLÜM VIII. Accolon'un kendini bir kuyunun yanında nasıl bulduğu ve Arthur'a karşı savaşmayı nasıl üstlendiği.
CHAPTER VIII. How Accolon found himself by a well, and he took upon him to do battle against Arthur.
BÖLÜM IX. Kral Arthur ile Accolon arasındaki savaş.
CHAPTER IX. Of the battle between King Arthur and Accolon.
BÖLÜM X. Kral Arthur'ın savaşta kullandığı kılıcın nasıl kırıldığı, Excalibur adlı kendi kılıcını Accolon'dan nasıl geri aldığı ve düşmanını nasıl yendiği.
CHAPTER X. How King Arthur's sword that he fought with brake, and how he recovered of Accolon his own sword Excalibur, and overcame his enemy.
BÖLÜM XI. Accolon'un Kral Arthur'ın kız kardeşi Morgan le Fay'in ihanetini nasıl itiraf ettiği ve onun Arthur'ı öldürtmek istediği.
CHAPTER XI. How Accolon confessed the treason of Morgan le Fay, King Arthur's sister, and how she would have done slay him.
BÖLÜM XII. Arthur'ın iki kardeşi nasıl uzlaştırdığı, yirmi şövalyeyi nasıl serbest bıraktığı ve Sir Accolon'un nasıl öldüğü.
CHAPTER XII. How Arthur accorded the two brethren, and delivered the twenty knights, and how Sir Accolon died.
BÖLÜM XIII. Morgan'ın kocası Sir Uriens'i nasıl öldürmek istediği ve oğlu Sir Uwaine'in onu nasıl kurtardığı.
CHAPTER XIII. How Morgan would have slain Sir Uriens her husband, and how Sir Uwaine her son saved him.
BÖLÜM XIV. Kraliçe Morgan le Fay'in Accolon'un ölümüne nasıl büyük üzüntü duyduğu ve Arthur'ın kılıç kınını nasıl çaldığı.
CHAPTER XIV. How Queen Morgan le Fay made great sorrow for the death of Accolon, and how she stole away the scabbard from Arthur.
BÖLÜM XV. Morgan le Fay'in boğulmak üzere olan bir şövalyeyi nasıl kurtardığı ve Kral Arthur'ın nasıl eve döndüğü.
CHAPTER XV. How Morgan le Fay saved a knight that should have been drowned, and how King Arthur returned home again.
BÖLÜM XVI. Göl Hanımı'nın Kral Arthur'ı onu yakacak olan pelerinden nasıl kurtardığı.
CHAPTER XVI. How the Damosel of the Lake saved King Arthur from mantle that should have burnt him.
BÖLÜM XVII. Sir Gawaine ve Sir Uwaine'in on iki güzel hanımla nasıl karşılaştığı ve bu hanımların Sir Marhaus'tan nasıl şikâyet ettiği.
CHAPTER XVII. How Sir Gawaine and Sir Uwaine met with twelve fair damosels, and how they complained on Sir Marhaus.
BÖLÜM XVIII. Sir Marhaus'un Sir Gawaine ve Sir Uwaine ile nasıl mızrak yarışması yaptığı ve her ikisini de nasıl yendiği.
CHAPTER XVIII. How Sir Marhaus jousted with Sir Gawaine and Sir Uwaine, and overthrew them both.
BÖLÜM XIX.
CHAPTER XIX.
Vocabulary
- How
- Bir şeyin nasıl yapıldığını soran bağlaç veya zarf.
- took
- 'Take' fiilinin geçmiş zaman hali; almak, üstlenmek.
- upon
- Üzerine, bir şeyin üstünde; 'on' ile aynı anlama gelir.
- him
- Erkek bir kişiyi işaret eden nesne zamiri; ona, onu.
- to
- Yön, amaç veya mastar belirten çok kullanımlı edat.
- fight
- İki taraf arasında fiziksel ya da sözel çatışma; dövüşmek.
- be
- Olmak anlamındaki temel İngilizce yardımcı ve tam fiil.
- delivered
- Kurtarılan, serbest bırakılan; teslim edilen veya özgür kılınan.
- out
- Dışarı, bir yerden çıkmak anlamında kullanılan zarf ya da edat.
- out
- Dışarı, bir yerden çıkmak anlamında kullanılan zarf ya da edat.
- of
- Aidiyet, köken veya ilişki belirten yaygın İngilizce edat.
- prison
- Suçluların ya da mahkumların tutulduğu kapalı yer; hapishane.
- and
- İki şeyi birbirine bağlayan temel bağlaç; ve, ile.
- also
- Aynı zamanda, bunun yanı sıra anlamında kullanılan zarf.
- for
- Amaç, süre veya lehine anlamlarında kullanılan edat.
- deliver
- Birini kurtarmak, serbest bırakmak veya teslim etmek.
- twenty
- Yirmi sayısını ifade eden İngilizce sayı sözcüğü.
- knights
- Orta Çağ'da atlı, zırhlı ve soylu savaşçılar; şövalyeler.
- that
- Belirli bir şeyi işaret eden ya da bağlaç olarak kullanılan sözcük.
- were
- 'Be' fiilinin geçmiş zamanda çoğul hali; idiler, vardılar.
- in
- İçinde, bir yerin içerisinde anlamında kullanılan edat.
- CHAPTER
- Bir kitabın bölümlerinden her biri; bölüm, fasıl.
- found
- 'Find' fiilinin geçmiş hali; bulmak, keşfetmek.
- himself
- Erkek bir kişinin kendisini ifade eden dönüşlü zamir; kendisi.
- by
- Yanında, yakınında veya vasıtasıyla anlamında kullanılan edat.
- a
- Belirsiz tanımlık; bir, herhangi bir anlamına gelir.
- well
- Toprak altından su çıkarmak için kazılmış derin çukur; kuyu.
- he
- Erkek bir kişiyi işaret eden özne zamiri; o (erkek).
- do
- Bir eylemi gerçekleştirmek; yapmak anlamında temel fiil.
- battle
- İki ordu veya güç arasındaki büyük silahlı çatışma; savaş.
- against
- Karşı, bir kişi veya şeye zıt olarak anlamında edat.
- Of
- Konu, aidiyet veya ilgililik belirten edat; hakkında, ile ilgili.
- the
- Belirli tanımlık; daha önce bahsedilen şeyi tanımlar.
- between
- İki şey veya kişinin arasında anlamında kullanılan edat.
- King
- Bir ülkenin erkek hükümdarı; kral, hükümdar.
- 's
- İngilizce'de sahiplik belirten iyelik eki; -in, -ın.
- sword
- Uzun, keskin metal bıçaklı el silahı; kılıç.
- fought
- 'Fight' fiilinin geçmiş zaman hali; dövüştü, savaştı.
- with
- Birlikte, birinin yanında ya da araç belirten edat.
- brake
- Burada eski İngilizce'de 'broke' anlamında; kırdı, parçaladı.
- how
- Bir şeyin nasıl yapıldığını soran bağlaç veya zarf.
- recovered
- Kaybedilen bir şeyi geri kazandı; iyileşti, kurtardı.
- his
- Erkek bir kişiye ait iyelik zamiri; onun (erkek).
- own
- Kişinin kendisine ait olan şeyi vurgulayan sıfat; kendi, öz.
- overcame
- 'Overcome' fiilinin geçmiş hali; yendi, üstün geldi, aşıldı.
- enemy
- Karşı tarafta olan, düşman olan kişi ya da güç.
- confessed
- Suçunu ya da sırrını açıkça kabul etti; itiraf etti.
- treason
- Kendi ülkesine veya hükümdarına ihanet etme suçu; hıyanet.
- sister
- Aynı anne babadan doğmuş kız kardeş.
- she
- Kadın ya da kız bir kişiyi işaret eden özne zamiri; o (kadın).
- would
- Geçmişte istek ya da koşullu anlam ifade eden yardımcı fiil.
- have
- Sahip olmak ya da tamamlanmış zaman yardımcı fiili; sahip olmak.
- done
- 'Do' fiilinin geçmiş ortacı; yapılmış, tamamlanmış.
- slay
- Birini öldürmek, katletmek; genellikle şiddetli biçimde öldürmek.
- accorded
- Anlaşmaya varıldı, uzlaşıldı; iki taraf arasında barış sağlandı.
- two
- İki sayısını ifade eden İngilizce sayı sözcüğü.
- brethren
- 'Brothers' sözcüğünün eski İngilizce çoğulu; kardeşler, din kardeşleri.
- Sir
- Şövalyelere verilen saygı unvanı; efendim, sör.
- died
- Hayatını kaybetti, öldü; ölmek fiilinin geçmiş hali.
- slain
- 'Slay' fiilinin geçmiş ortacı; öldürülmüş, katledilmiş.
- her
- Kadın bir kişiye ait iyelik ya da nesne zamiri; onu, onun (kadın).
- husband
- Evli bir kadının eşi olan erkek; koca, eş.
- son
- Bir kişinin erkek çocuğu; oğul, evlat.
- saved
- Tehlikeden kurtardı, korudu; kurtarmak fiilinin geçmiş hali.
- Queen
- Bir ülkenin kadın hükümdarı ya da kralın eşi; kraliçe.
- made
- 'Make' fiilinin geçmiş hali; yaptı, oluşturdu, yarattı.
- great
- Büyük, önemli ya da olağanüstü anlamında sıfat.
- sorrow
- Derin üzüntü, keder, acı; duygusal ağır bir ızdırap.
- death
- Bir canlının hayatının sona ermesi; ölüm.
- stole
- 'Steal' fiilinin geçmiş hali; çaldı, gizlice aldı.
- away
- Uzaklaşarak, bir yerden giderek anlamında zarf.
- scabbard
- Kılıcın içine konulduğu koruyucu kılıf; kın.
- from
- Bir yerden, bir kişiden uzaklaşmayı gösteren edat; -den, -dan.
- knight
- Orta Çağ'da atlı, zırhlı soylu savaşçı; şövalye.
- should
- Bir yükümlülük ya da olasılık belirten yardımcı fiil; -malı, -meli.
- been
- 'Be' fiilinin geçmiş ortacı; olmuş, bulunmuş anlamında.
- drowned
- Suda boğuldu ya da boğulmak üzereydi; boğuldu.
- returned
- Geri döndü, ayrıldığı yere tekrar geldi; döndü.
- home
- Kişinin yaşadığı ya da ait olduğu yer; ev, yurt.
- again
- Bir kez daha, yeniden anlamında kullanılan zarf.
- Damosel
- Orta Çağ İngilizce'sinde genç, evlenmemiş asil kız; hanımefendi.
- Lake
- Göl; burada 'Gölün Hanımı' adlı efsanevi karaktere atıfta bulunur.
- mantle
- Omuzlara atılan geniş, kolsuz dış giysi; pelerin, manto.
- burnt
- 'Burn' fiilinin geçmiş hali; yandı ya da yakıldı.
- met
- 'Meet' fiilinin geçmiş hali; karşılaştı, buluştu.
- twelve
- On iki sayısını ifade eden İngilizce sayı sözcüğü.
- fair
- Güzel, çekici görünüşlü; ayrıca adil, dürüst anlamına da gelir.
- damosels
- Orta Çağ'da genç, asil kadınların çoğulu; hanımefendiler.
- they
- Birden fazla kişi ya da şeyi işaret eden özne zamiri; onlar.
- complained
- Şikayet etti, hoşnutsuzluğunu dile getirdi; yakındı.
- on
- Üzerinde, bir yüzeyde ya da hakkında anlamında edat.
- jousted
- Atlı iki şövalyenin mızrakla karşılaştığı turnuva müsabakası yapıldı.
- overthrew
- 'Overthrow' fiilinin geçmiş hali; devirdi, yendi, alt etti.
- them
- Birden fazla kişi veya şeyi işaret eden nesne zamiri; onları.
- both
- İki kişi ya da şeyin her ikisi birden; her ikisi, ikisi de.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →