← McGuffey's Eclectic Primer, Revised Edition

McGuffey's Eclectic Primer, Revised Edition — Page 15

Tr → English Full Text Level 2/10

Bizimle oturdu ve koyunların otu yemesine izin verdi.

He sat with us, and let the sheep eat the grass.

Kuzuların oynadığını görmek ne kadar eğlenceli! Onları görmek bizi güldürdü.

What fun it is to see lambs play! It made us laugh to see them.

Adam, bir keresinde koyunlar ve kuzular karda dışarıdayken yaşlı bir kurdun kuzulardan birini alıp kaçtığını söyledi.

The man said that once, when the sheep and lambs were out in the snow, an old wolf took one of the lambs, and ran off with it.

Bence insanlar koyunlarını korumalı ki bir kurt onları yakalayamasın.

I think that men should watch their sheep, so that a wolf can not catch them.

Çalışırken çalış, oynarken oyna, her seferinde bir iş, işte bu doğru yoldur.

Work while you work, Play while you play, One thing each time, That is the way.

Yaptığın her şeyi tüm gücünle yap; yarım yapılan işler doğru yapılmamış demektir.

All that you do, Do with your might, Things done by halves, Are not done right.

Bir gün John balık tutmak için gölete gitti. Köpeği Watch de onunla gitti.

One day John went to the pond to fish. His dog, Watch, went with him.

John bir süre kütüğün üzerinde oturdu ama hiç balık tutamadı.

John sat on a log for a time, but did not catch a fish.

Kalkmak üzereyken kütükten düştü. Watch onu kurtarmak için suya atladı. John kollarını köpeğin boynuna doladı ve kısa süre sonra yeniden kütüğün üzerinde güvendeydi.

As he got up to go, he fell off the log. Watch sprang in to save him. John put his arms round the dog's neck, and was soon safe on the log once more.

"Teşekkür ederim, benim cesur yaşlı köpeğim," dedi John, Watch'e.

"Thank you, my brave old dog," said John to Watch.

James değirmene gitmiş.

James has been to the mill.

Hava sıcak ve atının gölgede durmasına izin veriyor.

The day is warm, and he lets his horse stand in the shade.

Vocabulary

sat
Oturdu; sit fiilinin geçmiş zaman hali.
let
İzin vermek, bırakmak; bir eyleme izin vermek.
sheep
Koyun; yün ve et için yetiştirilen evcil hayvan.
grass
Çimen; yeşil, ince yapraklı yer örtüsü bitkisi.
fun
Eğlence; keyif veren, zevkli deneyim veya etkinlik.
lambs
Kuzular; genç koyunların çoğulu.
laugh
Gülmek; neşe veya eğlenceyle ses çıkarmak.
once
Bir zamanlar; geçmişte belirli bir noktada.
snow
Kar; bulutlardan düşen beyaz, soğuk yağış.
wolf
Kurt; vahşi, köpekgillere ait yırtıcı hayvan.
should
Gerektirir; tavsiye veya yükümlülük bildiren yardımcı fiil.
watch
İzlemek, gözetlemek; dikkatle bakmak veya kontrol etmek.
catch
Yakalamak; hareket eden bir şeyi tutmak.
while
İken; aynı zamanda gerçekleşen olayları bağlayan sözcük.
each
Her biri; bir grubu oluşturan bireylerin tamamı.
way
Yol, yöntem; bir şeyi yapma biçimi veya tarza.
might
Olabilir; olasılık veya izin bildiren yardımcı fiil.
halves
Yarılar; half kelimesinin çoğulu, iki eşit parça.
pond
Gölet; küçük, durgun su kütlesi.
fish
Balık tutmak veya balık; suda yaşayan omurgalı hayvan.
log
Kütük; kesilmiş ağaç gövdesi veya dalı.
fell
Düştü; fall fiilinin geçmiş zaman hali.
sprang
Zıpladı, atladı; spring fiilinin geçmiş zaman hali.
save
Kurtarmak; tehlikeden korumak veya birini kurtarmak.
round
Etrafına, çevresine; bir şeyin çevresini saran hareket.
neck
Boyun; baş ile gövdeyi birleştiren vücut bölgesi.
soon
Yakında, çok geçmeden; kısa süre içinde gerçekleşecek.
safe
Güvende; tehlikeden uzak, zarar görmemiş durumda.
brave
Cesur; tehlikeye rağmen korkmadan hareket eden kişi.
mill
Değirmen; tahıl öğütmek için kullanılan yapı veya makine.
warm
Sıcak; ılık veya rahat bir sıcaklıkta olan.
horse
At; binme ve yük taşımada kullanılan büyük hayvan.
shade
Gölge; güneş ışığının engellenmesiyle oluşan serin alan.
← Previous Next →

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →