On the Method of Zadig: Essay #1 from "Science and Hebrew Tradition" — Page 9
İnsan aklının kibirleriyle şişmiş olarak, büyücülük geleneğinin yerleşik kurallarını görmezden gelmişti; ve sonuçta yalnızca kaba bir sağduyu olan şeye güvenerek, insanları doğaya dair, sıradan her şeye karşı yüce bir karşıtlığıyla büyücülük bilgeliğinin hiçbir zaman ulaşamadığından daha derin bir kavrayışa götüreceğini iddia ediyordu.
Swollen with the pride of human reason, he had ignored the established canons of magian lore; and, trusting to what after all was mere carnal common sense, he professed to lead men to a deeper insight into nature than magian wisdom, with all its lofty antagonism to everything common, had ever reached.
Aslında, Zadig'in tüm argümanının temelinde ne yatıyordu ki, günlük hayatımızın her eyleminin dayandığı kaba ve sıradan varsayımdan başka bir şey değil: bir etkiden, o etkiyi meydana getirecek yeterlilikte bir nedenin önceden var olduğu sonucuna varabiliriz.
What, in fact, lay at the foundation of all Zadig's argument but the coarse commonplace assumption, upon which every act of our daily lives is based, that we may conclude from an effect to the pre-existence of a cause competent to produce that effect?
İzler tam olarak köpeklerin ve atların bıraktığı izlere benziyordu; dolayısıyla bunlar, bu tür hayvanların nedenler olarak yarattığı etkilerdi.
The tracks were exactly like those which dogs and horses leave; therefore they were the effects of such animals as causes.
Köpek izinin ön ayak izlerinin yanlarındaki işaretler, tam olarak uzun sürüklenen kulakların bırakacağı türden işaretlerdi; dolayısıyla köpeğin uzun kulakları bu işaretlerin nedeniydi — ve bu böyle sürüp gidiyordu.
The marks at the sides of the fore-prints of the dog track were exactly such as would be produced by long trailing ears; therefore the dog's long ears were the causes of these marks--and so on.
Hiçbir şey, büyücü kalbini sevindiren, yüce kavranamaz öncüllerden muhteşem biçimde anlaşılmaz sonuçlara varan o görkemli sistemin azametli gelişiminden bu kadar uzak, bu kadar umutsuzca bayağı olamaz.
Nothing can be more hopelessly vulgar, more unlike the majestic development of a system of grandly unintelligible conclusions from sublimely inconceivable premisses such as delights the magian heart.
Aslında Zadig'in yöntemi, tüm insanlığın yönteminden başka bir şey değildi.
In fact, Zadig's method was nothing but the method of all mankind.
Zadig'inkilerden çok daha şaşırtıcı bir dakik doğruluğa sahip geriye dönük kehânetler, göçebe halkların günlük yaşamını gözlemleyenlere yabancı değildir.
Retrospective prophecies, far more astonishing for their minute accuracy than those of Zadig, are familiar to those who have watched the daily life of nomadic people.
Vocabulary
- swollen
- Şişmiş, genişlemiş, kabarık hale gelmiş.
- pride
- Gurur, kibirlilk, kendisini çok yüksek görme duygusu.
- human
- İnsan, insana ait, insani nitelikte.
- reason
- Akıl, mantık, düşünme yeteneği.
- ignored
- Göz ardı etmiş, dikkate almamış, aldırış etmemiş.
- established
- Kurulmuş, belirlenmiş, kabul görmüş, yerleşmiş.
- canons
- Kurallar, ilkeler, bir alandaki temel prensipler.
- lore
- Geleneksel bilgi, efsaneler, eski zamanlardan gelen bilgiler.
- trusting
- Güvenen, itimat eden, bir şeye güvenmiş.
- carnal
- Bedensel, fiziksel, duygusal, hayvansal nitelikte.
- common sense
- Sağduyı, mantıksal düşünme, pratik ve açık aklı.
- professed
- İddia etmiş, ileri sürmüş, kendisini tanıtmış.
- lead
- Yöneltmek, götürmek, rehberlik etmek.
- deeper
- Daha derin, daha derinde, daha ileri düzeyde.
- insight
- Anlayış, içgörü, derinlemesine kavrayış, feraset.
- nature
- Doğa, tabiat, canlı ve cansız varlıklar.
- wisdom
- Bilgelik, akıl, deneyim ve bilgiden gelen beceri.
- lofty
- Yüksek, görkemli, itibarı yüksek, asil.
- antagonism
- Karşıtlık, düşmanlık, ters davranış, muhalefet.
- foundation
- Temel, alt yapı, bir şeyin dayandığı zemin.
- argument
- Tartışma, itiraz, mantıksal delil, söylem.
- coarse
- Kaba, ince olmayan, yüzey düzeyinde, göçük.
- commonplace
- Sıradan, bayağı, her gün görülen, ilginç olmayan.
- assumption
- Varsayım, kabul, bir şeyin doğru olduğunu düşünme.
- conclude
- Sonuca varmak, neticeye ulaşmak, yargıya karar kılmak.
- effect
- Etki, sonuç, bir şeyin meydana getirdiği değişim.
- pre-existence
- Önceden var olmuş, daha önceden mevcutluk.
- cause
- Sebep, neden, bir şeyi meydana getiren faktör.
- competent
- Yeterli, ehil, bir işi yapacak kadar becerili.
- tracks
- İzler, patika, ayak izi, bırakılan izler.
- exactly
- Tam olarak, kesinlikle, herhangi bir fark olmadan.
- horses
- Atlar, insanların bindiği ve yük taşıyan hayvanlar.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →