On the Method of Zadig: Essay #1 from "Science and Hebrew Tradition" — Page 11
Tarih, kelimenin olağan anlamıyla, belgesel kanıtların yorumlanmasına dayanır; belgeler de, tarihçilerin onların bizim günümüzdeki deneyimimizde etkileri olan nedenlere benzer nedenlerle var olduğu varsayımında haklı olmaları durumunda kanıtsal değer taşır.
History, in the ordinary acceptation of the word, is based upon the interpretation of documentary evidence; and documents would have no evidential value unless historians were justified in their assumption that they have come into existence by the operation of causes similar to those of which documents are, in our present experience, the effects.
Eğer yazılı bir tarih insan etkisi dışında bir yolla üretilebiliyorsa ya da belirli bir belgeyi yazan kişi olağan insan güdüleri dışındaki güdülerle hareket ettiyse, bu tür belgeler pek çok arabeski geçmez.
If a written history can be produced otherwise than by human agency, or if the man who wrote a given document was actuated by other than ordinary human motives, such documents are of no more evidential value than so many arabesques.
Belgesel kanıtların yetersiz kaldığı noktanın ötesinde tarihin ipliğini ele alan arkeoloji, anıtların ve sanat ya da zanaat eserlerinin asla köken aldıkları nedenlerden türce farklı nedenlerle üretilmediğine dair sağlam güvenimiz olmasaydı var olamazdı.
Archaeology, which takes up the thread of history beyond the point at which documentary evidence fails us, could have no existence, except for our well grounded confidence that monuments and works of art or artifice, have never been produced by causes different in kind from those to which they now owe their origin.
Tarihin seyrini arkeolojinin sınırlarının ötesine taşıyan jeoloji ise milyonlarca yıl önce suyun, ısının, yerçekiminin, sürtünmenin, hayvansal ve bitkisel yaşamın şu an neden oldukları türde etkiler yarattığı varsayımı olmaksızın bize hiçbir şey söyleyemezdi.
And geology, which traces back the course of history beyond the limits of archaeology, could tell us nothing except for the assumption that, millions of years ago, water, heat, gravitation, friction, animal and vegetable life, caused effects of the same kind as they now cause.
Hatta paleontolojik bilimin ulaşabildiği zamanın en uç noktasına bizi götürmesi bakımından fiziksel astronomi bile aynı varsayıma dayanmaktadır.
Nay, even physical astronomy, in so far as it takes us back to the uttermost point of time which palaetiological science can reach, is founded upon the same assumption.
Yerçekimi yasası, o dönem için en küçük ölçüde bile olsa geçerliliğini yitirmiş olsaydı, astronomun hesaplamalarının hiçbir uygulanabilirliği kalmazdı.
If the law of gravitation ever failed to be true, even to a small extent, for that period, the calculations of the astronomer have no application.
Vocabulary
- History
- Geçmiş olayların yazılı kayıtları ve araştırması.
- ordinary
- Sıradan, normal, çoğu insanın deneyimlediği türde.
- documentary
- Belgeler veya yazılı kanıtlara dayanan ve ilgili.
- evidence
- Bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu gösteren kanıt.
- documents
- Resmi yazılı kayıtlar, belgeler, önemli yazılı metinler.
- justified
- Makul nedenlerle gerekçeli, haklı, uygun görülen.
- assumption
- Kanıt olmadan doğru olduğu kabul edilen düşünce.
- existence
- Bir şeyin var olması, bulunması, yaşaması durumu.
- operation
- Bir şeyin çalışması, işlemesi, yürütülme süreci.
- causes
- Bir olayın meydana gelmesine neden olan şeyler.
- similar
- Birbirine benzer, aynı özellikleri taşıyan, yakın.
- experience
- Geçmişte yaşanılan olaylar, bilgi ve beceri birikimleri.
- effects
- Bir şeyin neden olduğu sonuçlar, etkileri, meydana gelen değişiklikler.
- human
- İnsanlarla ilgili olan, insana özgü, insan doğası.
- agency
- Bir şey yapmak için kişinin gücü, nüfuzu, etkisi.
- motives
- Birinin bir şeyi yapmasına neden olan iç güdüler.
- Archaeology
- Eski medeniyetleri kazı yaparak ve eserlerini inceleyerek araştıran bilim.
- thread
- Konuşmanın devam eden konusu, bir olayların zincirleme süreci.
- point
- Belirli bir yer, zaman, fikir veya tartışmanın konusu.
- fails
- Başarısız olmak, yetersiz kalmak, işlev göremez duruma gelmek.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →