The Adventures of Tom Sawyer, Complete — Page 7
Herhangi bir yaşta ya da cinsiyetten yeni gelen biri, St. Petersburg'un zavallı, küçük, perişan kasabasında etkileyici bir merak konusuydu.
A new-comer of any age or either sex was an impressive curiosity in the poor little shabby village of St. Petersburg.
Bu çocuk ayrıca iyi giyinmişti—hem de bir hafta içinde.
This boy was well dressed, too—well dressed on a week-day.
Bu gerçekten şaşırtıcıydı.
This was simply astounding.
Şapkası zarif bir şeydi, düğmeli mavi kumaş ceketi yeni ve şıktı; pantolonları da öyle.
His cap was a dainty thing, his close-buttoned blue cloth roundabout was new and natty, and so were his pantaloons.
Ayakkabı giymişti—üstelik yalnızca Cuma günüydü.
He had shoes on—and it was only Friday.
Hatta parlak bir kurdele parçasından oluşan bir kravat bile takmıştı.
He even wore a necktie, a bright bit of ribbon.
Üzerinde Tom'un içini kemiren şehirli bir hava vardı.
He had a citified air about him that ate into Tom's vitals.
Tom bu görkemli harikayı ne kadar çok dikkatle incelediyse, kendi süslü giysilerini o kadar küçümsedi ve kendi kıyafeti ona giderek daha da salaş göründü.
The more Tom stared at the splendid marvel, the higher he turned up his nose at his finery and the shabbier and shabbier his own outfit seemed to him to grow.
Hiçbiri konuşmadı.
Neither boy spoke.
Biri hareket edince diğeri de hareket ederdi—ama yalnızca yanlara doğru, bir daire çizerek; her zaman yüz yüze ve göz göze kaldılar.
If one moved, the other moved—but only sidewise, in a circle; they kept face to face and eye to eye all the time.
Sonunda Tom şöyle dedi:
Finally Tom said:
"Seni döverim!"
"I can lick you!"
"Bir görmek istiyorum bakalım."
"I'd like to see you try it."
"İşte yapabilirim."
"Well, I can do it."
"Hayır, yapamazsın."
"No you can't, either."
"Evet yapabilirim."
"Yes I can."
"Hayır yapamazsın."
"No you can't."
"Yapabilirim."
"I can."
"Yapamazsın."
"You can't."
"Yapabilirim!"
"Can!"
"Yapamazsın!"
"Can't!"
Rahatsız edici bir sessizlik.
An uncomfortable pause.
Sonra Tom sordu:
Then Tom said:
"Adın ne?"
"What's your name?"
"Seni ilgilendirmez, belki de."
"'Tisn't any of your business, maybe."
"Ee, ilgilendireceğim kendimi."
"Well I 'low I'll make it my business."
"Peki neden yapmıyorsun?"
"Well why don't you?"
"Çok konuşursan yaparım."
"If you say much, I will."
"Çok—çok—çok. İşte, buyur."
"Much—much—much. There now."
"Oh, kendini çok akıllı sanıyorsun, değil mi?"
"Oh, you think you're mighty smart, don't you?"
Vocabulary
- new-comer
- Bir yere yeni gelmiş olan kişi.
- either
- İkisinden biri anlamına gelen seçim edatı.
- sex
- Bir canlının biyolojik cinsiyeti, erkek veya dişi.
- impressive
- İnsanda derin etki bırakan, görkemli, etkileyici.
- curiosity
- Merak uyandıran ilginç bir şey veya kişi.
- shabby
- Yıpranmış, eskimiş, bakımsız görünümlü.
- a week-day
- Hafta içi, tatil olmayan normal bir gün.
- simply
- Sadece, yalnızca, son derece anlamında kullanılır.
- astounding
- Çok şaşırtıcı, akıl almaz, hayret verici.
- cap
- Siperliksiz veya siperlikli başlık, şapka.
- dainty
- Zarif, ince işçilikli, narin görünümlü.
- close-buttoned
- Düğmeleri sıkıca iliklenmiş, kapalı giysili.
- cloth
- Kumaş, giysi yapımında kullanılan bez.
- roundabout
- Kısa, bele kadar inen dar bir ceket türü.
- natty
- Şık, temiz giyimli, düzgün görünümlü.
- pantaloons
- Eski moda uzun pantolon, bacakları saran giysi.
- necktie
- Boyuna bağlanan kravat veya fular.
- bright
- Parlak, canlı renkli, göze çarpan.
- ribbon
- İnce ve uzun kumaş şerit, kurdele.
- citified
- Şehirli görünümlü, kentsel tavır ve tarzda olan.
- air
- Bir kişinin genel görünüşü, tavır, hava.
- vitals
- Hayati organlar; burada iç dünyası, canı, ruhu.
- stared
- Dikkatlice ve uzun süre bakmak, gözlerini dikmek.
- splendid
- Muhteşem, görkemli, son derece etkileyici.
- marvel
- Hayranlık uyandıran şey veya kişi, mucize.
- finery
- Gösterişli, pahalı giysi ve süsler.
- shabbier
- Daha yıpranmış, daha bakımsız görünümlü.
- outfit
- Bir kişinin giydiği kıyafet takımı.
- seemed
- Görünmek, öyle görünmek fiilinin geçmiş hali.
- Neither
- İkisinden hiçbiri anlamında olumsuz zamir.
- sidewise
- Yana doğru, yandan, yan tarafa doğru.
- Finally
- En sonunda, nihayetinde, sonuç olarak.
- lick
- Dövmek, yenmek; burada fiziksel olarak galip gelmek.
- uncomfortable
- Rahatsız edici, huzursuz hissettiren, tatsız.
- pause
- Kısa bir sessizlik, duraksama, ara verme.
- business
- Mesele, iş; burada seni ilgilendirmez anlamında.
- 'low
- 'Allow' kelimesinin kısaltması, izin vermek anlamında.
- mighty
- Çok fazla, son derece; güçlü anlamında sıfat.
- smart
- Zeki, akıllı veya şık görünümlü.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →