← The Ballad of the White Horse

The Ballad of the White Horse — Page 4

Tr → English Preface Level 7/10

Kile dönüştürülmüş bu kil bulutunda gökyüzüne fırlatılan ne şekli ayırt edebilir insan?

In cloud of clay so cast to heaven What shape shall man discern?

Bu lordlar efendilik ya da zafer gizemini aydınlatabilir,

These lords may light the mystery Of mastery or victory,

Ve bunlar tarihte yüksek yerlerde süzülür,

And these ride high in history,

Ama bunlar geri dönmeyecek.

But these shall not return.

Norman sancağında boynuzlanan Altın Ejderha can verdi:

Gored on the Norman gonfalon The Golden Dragon died:

Biz balad telleriyle uyandırmayacağız küçük şeylerin o güzel zamanını,

We shall not wake with ballad strings The good time of the smaller things,

Kutsal kralların Severn kıyısından aşağı sürdüğünü görmeyeceğiz.

We shall not see the holy kings Ride down by Severn side.

Bayeux nakışı gibi sert, tuhaf ve acayip renkli,

Stiff, strange, and quaintly coloured As the broidery of Bayeux

O şafağın İngiltere'si olduğu gibi kalır,

The England of that dawn remains,

Ve Alfred ile Danimarkalıların bu çağı sanki bütün bir kabilenin uydurduğu masallara benziyor,

And this of Alfred and the Danes Seems like the tales a whole tribe feigns

Gerçek olamayacak kadar İngiliz.

Too English to be true.

Bir zamanlar bir adada hüküm süren iyi bir kral hakkında;

Of a good king on an island That ruled once on a time;

Ve o bir elma ağacının yanında yürürken denizden yeşil şeytanlar çıktı,

And as he walked by an apple tree There came green devils out of the sea

Deniz bitkileri ağır ağır sürüklenerek ve opal rengi izler bırakarak.

With sea-plants trailing heavily And tracks of opal slime.

Yine de Alfred bir peri masalı değildir;

Yet Alfred is no fairy tale;

Onun günleri de bizim günlerimiz gibi aktı,

His days as our days ran,

O da bir saatliğine kalabalık ovalara ve kararan gökyüzüne baktı,

He also looked forth for an hour On peopled plains and skies that lower,

İnsan kafasının ta kendisi olan kuledeki o birkaç pencereden.

From those few windows in the tower That is the head of a man.

Ama kim Alfred'in penceresinden bakabilir ya da onun nefesini diri diri içine çekebilir?

But who shall look from Alfred's hood Or breathe his breath alive?

Onun yüzyılı küçük karanlık bir bulut gibi uzaklara sürüklenir; kör bir kalabalıktır bu,

His century like a small dark cloud Drifts far; it is an eyeless crowd,

İşkenceye uğramış borularının yüksek sesle çığlık attığı ve yoğun okların saplandığı bir kalabalık.

Where the tortured trumpets scream aloud And the dense arrows drive.

Vocabulary

In
içinde, içerisinde
cloud
gökyüzündeki beyaz, bulutsuz şey
of
ait, sahip olunan şey gösterir
clay
toprak, çömlekçilik için kullanılan madde
so
böylece, bu nedenle, bu kadar
cast
atmak, fırlatmak, dökmek
to
yöne, doğru, hareket belirtir
heaven
gökyüzü, tanrının yaşadığı yer, cennet
What
ne, hangi şey, ne tür
shape
şekil, biçim, form
shall
gelecek zaman yardımcı fiili, kesinlik gösterir
man
insan, erkek, adam
discern
ayırt etmek, fark etmek, seçmek
These
bunlar, şunlar, bu şeyler
lords
lordlar, yüksek rütbeli aristokrat erkekler
may
olabilir, mümkündür, izin vermek
light
ışık, aydınlık, açmak
the
belirli tanı, özel şeyi gösterir
mystery
gizem, çözülmemiş olay, sır
mastery
ustalık, hakimiyet, tam kontrol
or
veya, ya da, seçim gösterir
victory
zafer, galip gelme, başarı
And
ve, ayrıca, buna ek olarak
ride
binmek, at binmek, sürünü götürmek
high
yüksek, tepede, üstünde
history
tarih, geçmiş olaylar, hikaye
But
ama, fakat, ancak
not
değil, olumsuzluk belirtir
return
geri dönmek, iade etmek, gelmek
Golden
altın renginde, değerli, ışıltılı
Dragon
ejderha, mitolojik canavar
died
öldü, yaşamı sona erdi
We
biz, bizler, bizim grup
wake
uyanmak, uyku durumundan çıkmak
with
ile, birlikte, yanında
ballad
balat, hikayeli şarkı, destani türkü
strings
sicim, tel, dize
good
iyi, güzel, uygun
time
zaman, süre, dönem
smaller
daha küçük, daha az
things
şeyler, objeler, eşyalar
see
görmek, bakmak, anlamak
holy
kutsal, dini, mübarek
kings
krallar, monarşlar, hükümdarlar
down
aşağı, alçak, düşük yöne
by
yanında, tarafından, yakınında
side
yan, kenar, taraf
Stiff
sert, katı, hareketsiz
strange
garip, alışılmadık, tuhaf
coloured
renkli, boyalı, pigmentli
As
olarak, gibi, sırasında
England
İngiltere, Britanya Adaları'nın ülkesi
that
o, şu, ona ait
dawn
şafak, sabah, gün doğumu
remains
kalıntı, artık, devam etmek
this
bu, şu, buna ait
Seems
görünmek, gibi gelmek, izlenim vermek
like
hoşlanmak, benzer, eşit
tales
hikayeler, efsaneler, anlatılar
whole
bütün, tamamı, tam
tribe
kabile, toplum, grup
feigns
taklidi yapmak, numarası olmak
Too
da, dahi, ayrıca, çok
English
İngiliz, İngiltere'ye ait, dili
← Previous Next →

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →