The Ballad of the White Horse — Page 6
Yıldızlarla dolu boş bir evin içinden yukarı,
Up through an empty house of stars,
Yüreğin ne ise o olarak,
Being what heart you are,
Uzayın insanüstü yokuşlarından yukarı
Up the inhuman steeps of space
Sanki bir merdivende zarifçe yürür gibi,
As on a staircase go in grace,
Yüzünde ateşin ışığını taşıyarak
Carrying the firelight on your face
En yalnız yıldızın ötesine.
Beyond the loneliest star.
Bunları al; o saatin anısına
Take these; in memory of the hour
Evden bir süreliğine uzaklaştığımız
We strayed a space from home
Ve duman renkli köyleri gördüğümüz,
And saw the smoke-hued hamlets, quaint
Westland'ın kralı ve Westland'ın azizleriyle süslü,
With Westland king and Westland saint,
Ve batının soluklaşan ihtişamını izlediğimiz
And watched the western glory faint
Frome'a giden yol boyunca.
Along the road to Frome.
Vocabulary
- Up
- Yukarıya doğru hareket etme veya yönelme
- through
- Bir şeyin içinden geçme, aracılığıyla
- an
- Ünlü sesle başlayan isimden önce kullanılan belirsiz artikel
- empty
- İçinde hiçbir şey olmayan, boş
- house
- İnsanların yaşadığı yapı, ev
- of
- Sahiplik, ilişki veya bağlantı gösteren edatı
- stars
- Gecede gökyüzünde parlayan ışıklı cisimler
- Being
- Var olma durumu, canlı varlık
- what
- Hangi şey, ne, neyi sorgulayan soru sözcüğü
- heart
- Vücutta kan pompalayan organ, duygular merkezi
- you
- Konuşulan kişiye veya kişilere işaret eden zamir
- are
- Olmak fiilinin ikinci tekil ve çoğul şekli
- the
- Belirli bir şeyi gösterme amaçlı belirli artikel
- inhuman
- İnsani olmayan, acı verici, zalimce
- space
- Boş alan, uzay, aralarındaki mesafe
- As
- Karşılaştırma yaparken kullanılan bağlama edatı
- on
- Bir şeyin üstünde veya üzerine işaret eden edatı
- staircase
- Bir kattan diğerine çıkmak için kullanılan merdiven
- go
- Bir yerden başka bir yere hareket etme
- in
- Bir şeyin içine veya içinde bulunma durumu
- grace
- Zarafet, kibarlık, tanrının lütfu
- Carrying
- Taşıma, üstünde götürme eylemi
- your
- Konuşulan kişiye ait olan, size ait
- face
- Yüz, gözler burun ve ağız olan bölüm
- Beyond
- Ötesinde, daha ileri tarafında
- loneliest
- En yalnız, en tek başına hissettiren
- star
- Gecede gökyüzünde parlayan ışıklı cisim
- Take
- Almak, tutmak, taşımak eylemi
- these
- Yakında bulunan çok şeyleri gösteren zamir
- memory
- Hatıra, geçmişte yaşananları hatırlama yetisi
- hour
- Altmış dakikaya eşit zaman birimi
- We
- Konuşan kişi ve diğer kişileri gösteren zamir
- strayed
- Yoldan sapmış, kaybolmuş şekilde gitmek
- from
- Bir yerden başlayarak veya ayrılarak edatı
- home
- Ailesiyle birlikte yaşadığı, kendi evi
- And
- İki şeyi birleştiren bağlama edatı
- saw
- Görmek fiilinin geçmiş zaman şekli
- smoke
- Yanmanın sonucu ortaya çıkan buhar, duman
- quaint
- Ilginç, eski moda ve çekici görünüşlü
- With
- Birlikte olmak, eşlik etmek anlamında edatı
- king
- Krallık yönetimi yapan erkek hükümdar
- saint
- Dini açıdan erdemli ve kutsal kişi
- watched
- Bakmak, izlemek fiilinin geçmiş zaman şekli
- western
- Batı yönünde olan, batıya ait
- glory
- Büyük başarı, şöhret, ihtişam
- faint
- Zayıf, belirsiz, hafif görünen
- Along
- Bir şeyin boyunca, yanı sıra
- road
- Araçların gitmesi için yapılmış yol
- to
- Yöne doğru, bir yere gitmek için edatı
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →