The Ballad of the White Horse — Page 8
O konuşurken bile artık yoktu,
Even as she spoke she was not,
Ve o hiçbir söz söylemedi,
Nor any word said he,
Yalnızca duydu, olduğu yerde hareketsiz dururken,
He only heard, still as he stood
Eski gecenin başını sallayan başlığının altında,
Under the old night's nodding hood,
Deniz halkının ormanı yıkıp geçişini,
The sea-folk breaking down the wood
Denizden gelen yüksek bir gelgit gibi.
Like a high tide from sea.
Yalnızca putperest adamları duydu,
He only heard the heathen men,
Gözleri mavi ve donuk olanları,
Whose eyes are blue and bleak,
Zalim bir şey hakkında şarkı söyleyen,
Singing about some cruel thing
Büyük ve gülümseyen bir kral tarafından yapılmış,
Done by a great and smiling king
Gün ışığında bir güvertede.
In daylight on a deck.
Yalnızca putperest adamları duydu,
He only heard the heathen men,
Gözleri mavi ve kör olanları,
Whose eyes are blue and blind,
Utanç verici şeylerin neler olduğunu söyleyen şarkıları,
Singing what shameful things are done
Güneşli deniz ile güneş arasında yapılan,
Between the sunlit sea and the sun
Kara geride bırakıldığında.
When the land is left behind.
Vocabulary
- Even
- Bile, dahi; bir durumu vurgular.
- as
- İken, -dığı sırada; aynı zamanda anlamına gelir.
- spoke
- Konuştu; speak fiilinin geçmiş zaman hali.
- Nor
- Ne de; olumsuz cümlelerde ek olumsuzluk bildirir.
- any
- Hiçbir, herhangi bir; olumsuz bağlamda kullanılır.
- still
- Hareketsiz, sessizce; kımıldamadan bir yerde durmak.
- stood
- Durdu, ayakta bekledi; stand fiilinin geçmiş zaman hali.
- nodding
- Başını sallayan; onay veya uyku hali ifade eder.
- hood
- Kapüşon; başı ve boynu örten kumaş bölüm.
- sea-folk
- Deniz halkı; denizle yaşayan insanlar veya yaratıklar.
- breaking
- Kıran, parçalayan; bir şeyi zorla parçalamak.
- tide
- Gelgit; deniz suyunun düzenli yükselip alçalması.
- heathen
- Putperest, kâfir; tek tanrılı dine inanmayan kişi.
- Whose
- Kimin; bir kişi veya şeyin sahipliğini sorgular.
- bleak
- Kasvetli, donuk; soğuk ve neşesiz bir görünüm.
- cruel
- Zalim, acımasız; kasıtlı olarak acı veren.
- daylight
- Gün ışığı; güneşin aydınlattığı gündüz vakti.
- deck
- Güverte; geminin üst açık alanı.
- blind
- Kör; göremez halde olan ya da görmezden gelen.
- shameful
- Utanç verici; ahlaka aykırı ve onur kırıcı.
- sunlit
- Güneş ışığıyla aydınlanmış; güneşin vurduğu yer.
- left
- Geride bırakılmış; leave fiilinin geçmiş zaman hali.
- behind
- Arkasında, geride; bir şeyin arka tarafında kalmak.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →