The Brothers Karamazov — Page 6
Bir rivayete göre, bir tavan arasında oldukça ani bir şekilde tifüsten, bir başka versiyona göre ise açlıktan ölmüştü.
She had died quite suddenly in a garret, according to one story, of typhus, or as another version had it, of starvation.
Fyodor Pavloviç, karısının ölümünü öğrendiğinde sarhoştu ve rivayete göre sokağa fırlayıp ellerini göğe kaldırarak sevinçle bağırmaya başladı: "Ya Rab, şimdi kulunu huzur içinde uğurla."
Fyodor Pavlovitch was drunk when he heard of his wife's death, and the story is that he ran out into the street and began shouting with joy, raising his hands to Heaven: "Lord, now lettest Thou Thy servant depart in peace,"
Ama bazıları onun küçük bir çocuk gibi kendini tutamadan ağladığını söylüyor; öyle ki insanlar, onda uyandırdığı tiksintiye rağmen ona acımışlardı.
but others say he wept without restraint like a little child, so much so that people were sorry for him, in spite of the repulsion he inspired.
Her iki versiyonun da doğru olması pekâlâ mümkündü: hem özgürlüğüne kavuştuğu için sevinmiş, hem de onu özgür bırakan kadın için ağlamıştı.
It is quite possible that both versions were true, that he rejoiced at his release, and at the same time wept for her who released him.
Genel bir kural olarak, insanlar, hatta kötü olanlar bile, sandığımızdan çok daha saf ve yüreği temizdir.
As a general rule, people, even the wicked, are much more naïve and simple-hearted than we suppose.
Bizler de öyleyiz zaten.
And we ourselves are, too.
Vocabulary
- died
- Hayatını kaybetmek, ölmek.
- quite
- Oldukça, epey; bir dereceyi vurgular.
- suddenly
- Aniden, beklenmedik bir şekilde, hızla gerçekleşerek.
- garret
- Binanın en üst katındaki küçük, fakir bir oda.
- according
- Bir kaynağa veya söylentiye göre, diye belirterek.
- story
- Hikâye; anlatılan bir olay veya rivayet.
- typhus
- Bitlerle bulaşan ciddi bir enfeksiyon hastalığı.
- version
- Bir olayın farklı anlatımı veya yorumu.
- starvation
- Yeterli yiyecek alamayarak açlıktan ölme durumu.
- drunk
- Çok fazla alkol içmiş, sarhoş olan kişi.
- wife
- Bir erkeğin evli olduğu kadın, eş veya karı.
- death
- Ölüm; canlılığın sona erme hali veya olayı.
- street
- Sokak; binalar arasındaki kamuya açık yol.
- shouting
- Yüksek sesle bağırmak veya haykırmak eylemi.
- joy
- Sevinç; mutluluk ve memnuniyetin yoğun hissi.
- raising
- Kaldırmak; bir şeyi yukarıya doğru yükseltmek.
- Heaven
- Cennet; dini inançlarda Tanrı'nın bulunduğu kutsal yer.
- Lord
- Rab; Tanrı'ya veya efendiye verilen saygı unvanı.
- servant
- Hizmetkâr; birine veya bir amaca hizmet eden kişi.
- depart
- Ayrılmak, gitmek; bir yerden veya durumdan çıkmak.
- peace
- Huzur veya barış; çatışmasız sakin bir hal.
- wept
- Ağlamak fiilinin geçmişi; gözyaşı dökmek.
- without
- Olmaksızın, olmadan; bir şeyin yokluğunu belirtir.
- restraint
- Kendini tutma; duygularını kontrol altında tutma yetisi.
- sorry
- Üzgün; başkası için acı veya üzüntü duymak.
- spite
- Rağmen; bir şeye karşın anlamı taşıyan ifade.
- repulsion
- İticilik, tiksinti; birini uzaklaştıran derin nefret hissi.
- inspired
- İlham vermek; bir duygu veya fikri uyandırmak.
- possible
- Mümkün; gerçekleşebilir veya olabilir olan durum.
- both
- Her ikisi; iki şeyin tamamını kapsayan ifade.
- versions
- Bir olayın birden fazla farklı anlatımı veya yorumu.
- rejoiced
- Sevinmek; bir şeyden dolayı büyük mutluluk duymak.
- release
- Serbest bırakma; bir bağdan veya yükten kurtulma.
- released
- Serbest bırakmak; bir kısıtlamadan kurtarmak.
- general
- Genel; çoğu duruma uygulanabilen, yaygın olan.
- rule
- Kural; genel olarak geçerli olan ilke veya norm.
- even
- Hatta, bile; beklenmedik bir durumu vurgular.
- wicked
- Kötü, ahlaksız; zararlı veya şeytani davranışlar sergileyen.
- naïve
- Saf, deneyimsiz; dünyayı olduğundan masum gören kişi.
- simple-hearted
- Yüreği temiz, içten; karmaşık olmayan samimi kişi.
- suppose
- Sanmak, varsaymak; kesin olmadan bir şeye inanmak.
- ourselves
- Kendimiz; 'biz' için dönüşlü zamir.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →