The Complete Works of William Shakespeare — Page 5
Ah, eğer çocuksuz ölecek olursan,
Ah, if thou issueless shalt hap to die,
Dünya seni eşsiz kalmış bir karı gibi yas tutarak anacak,
The world will wail thee like a makeless wife,
Dünya senin dul eşin olacak ve durmaksızın ağlayacak,
The world will be thy widow and still weep,
Çünkü ardında kendinden hiçbir iz bırakmadın,
That thou no form of thee hast left behind,
Oysa her sıradan dul kadın pekâlâ koruyabilir,
When every private widow well may keep,
Çocuklarının gözlerinde kocasının suretini zihninde:
By children's eyes, her husband's shape in mind:
Bak, dünyada bir müsrifin harcadığı şey
Look what an unthrift in the world doth spend
Yalnızca yerini değiştirir, çünkü dünya onu yine de taşır;
Shifts but his place, for still the world enjoys it;
Ama güzelliğin israfının dünyada bir sonu vardır,
But beauty's waste hath in the world an end,
Ve kullanılmadan bırakılırsa sahibi onu böyle yok eder:
And kept unused the user so destroys it:
Başkalarına karşı hiçbir sevgi barınmaz o göğüste
No love toward others in that bosom sits
Ki kendi kendine böyle öldürücü bir utanç işler.
That on himself such murd'rous shame commits.
Utanç ki, herhangi birine sevgi beslediğini inkâr et
For shame deny that thou bear'st love to any
Ki kendi adına bu denli tedbirsizsin.
Who for thyself art so unprovident.
İstersen kabul et, pek çok kişi seni seviyor,
Grant if thou wilt, thou art beloved of many,
Ama sen hiç kimseyi sevmiyorsun, bu en açık gerçek:
But that thou none lov'st is most evident:
Zira öylesine öldürücü bir nefretle dolupsin ki,
For thou art so possessed with murd'rous hate,
Kendi kendine karşı komploya girişmekten çekinmiyorsun,
That 'gainst thyself thou stick'st not to conspire,
O güzel çatıyı yıkmaya çalışarak
Seeking that beauteous roof to ruinate
Ki onu onarmak senin başlıca arzun olmalıydı:
Which to repair should be thy chief desire:
Ey düşünceni değiştir ki ben de fikrimi değiştireyim,
O change thy thought, that I may change my mind,
Nefret, nazik sevgiden daha güzel bir yuvada mı barınacak?
Shall hate be fairer lodged than gentle love?
Varlığın kadar lütufkâr ve nazik ol,
Be as thy presence is gracious and kind,
Ya da en azından kendine karşı şefkatli olduğunu kanıtla,
Or to thyself at least kind-hearted prove,
Benim sevgim için kendin gibi bir başkasını yarat,
Make thee another self for love of me,
Ki güzellik seninkilerde ya da sende yaşamaya devam etsin.
That beauty still may live in thine or thee.
Vocabulary
- if
- Eğer; bir koşul veya varsayım belirten bağlaç.
- thou
- Eski İngilizcede 'sen' anlamına gelen zamir.
- issueless
- Çocuksuz; hiç çocuğu ya da varisi olmayan.
- shalt
- Eski İngilizcede 'shall' fiilinin ikinci tekil çekimi, 'yapacaksın'.
- hap
- Şans, talih; özellikle tesadüfen olan bir olay.
- die
- Ölmek; yaşamını yitirmek.
- world
- Dünya; tüm insanlık veya evren.
- will
- Gelecek zaman yardımcı fiili; bir şeyin olacağını belirtir.
- wail
- Ağıt yakmak; yüksek sesle üzüntüyle ağlamak.
- thee
- Eski İngilizcede 'seni/sana' anlamına gelen zamir.
- like
- Gibi; benzerlik belirten edat veya bağlaç.
- makeless
- Eşsiz; eşi veya çifti olmayan, kimsesiz.
- wife
- Karı; evli bir kadın, eş.
- be
- Olmak; varlık veya durum bildiren temel fiil.
- thy
- Eski İngilizcede 'senin' anlamına gelen iyelik sıfatı.
- widow
- Dul kadın; eşi ölmüş olan kadın.
- still
- Hâlâ, yine de; devam eden bir durumu belirtir.
- weep
- Ağlamak; gözyaşı dökmek.
- form
- Şekil, biçim; bir şeyin görünür yapısı veya görüntüsü.
- hast
- Eski İngilizcede 'have' fiilinin ikinci tekil çekimi, 'sahipsin'.
- left
- Geride bırakmak; arkasında iz ya da miras bırakmak.
- behind
- Geride, arkada; bir şeyden sonra kalan.
- When
- Ne zaman; zaman bildiren bağlaç veya soru kelimesi.
- every
- Her; bir grubun tüm üyelerini kapsayan sıfat.
- private
- Özel, kişisel; kamuya ait olmayan.
- well
- Güzel, iyi; olumlu bir durum veya sıfat.
- may
- Olabilir; olasılık veya izin bildiren yardımcı fiil.
- keep
- Tutmak, korumak; bir şeyi elinde bulundurmak.
- By
- Tarafından, yoluyla; araç veya yakınlık bildiren edat.
- children
- Çocuklar; küçük yaştaki kişiler, evlatlar.
- eyes
- Gözler; görme organının çoğulu.
- her
- Onun (dişil); kadına ait iyelik veya nesne zamiri.
- husband
- Koca; evli bir erkeğin eşine göre konumu.
- shape
- Şekil, görünüm; bir nesnenin ya da kişinin biçimi.
- mind
- Zihin, akıl; düşünce ve hafızanın merkezi.
- Look
- Bak; dikkat çekmek için kullanılan emir fiili.
- what
- Ne; soru veya vurgu bildiren sözcük.
- unthrift
- Savurgan; parasını veya kaynaklarını gereksiz harcayan kişi.
- doth
- Eski İngilizcede 'does' anlamına gelen yardımcı fiil.
- spend
- Harcamak; para veya kaynakları kullanıp tüketmek.
- Shifts
- Değiştirir; bir şeyin konumunu ya da durumunu değiştirmek.
- but
- Ama, fakat; zıtlık bildiren bağlaç.
- his
- Onun (eril); erkeğe ait iyelik zamiri.
- place
- Yer, konum; bir şeyin bulunduğu mekân.
- for
- İçin; amaç veya neden bildiren edat.
- enjoys
- Zevk alır; bir şeyden keyif veya haz duymak.
- But
- Ama, ancak; zıtlık veya istisna bildiren bağlaç.
- beauty
- Güzellik; estetik açıdan hoş olan nitelik.
- waste
- İsraf etmek; değerli bir şeyi boşa harcamak.
- hath
- Eski İngilizcede 'has' anlamına gelen yardımcı fiil.
- end
- Son; bir şeyin bittiği nokta veya sonuç.
- kept
- Tutulmuş, saklanmış; kullanılmadan korunan bir şey.
- unused
- Kullanılmamış; hiç işe yaratılmamış veya değerlendirilmemiş.
- user
- Kullanıcı; bir şeyi kullanan kişi.
- so
- Bu yüzden, böylece; sonuç veya derece bildiren sözcük.
- destroys
- Yok eder; bir şeyi tamamen tahrip etmek.
- love
- Sevgi, aşk; derin bir bağlılık veya şefkat duygusu.
- toward
- Doğru; bir yöne veya hedefe işaret eden edat.
- others
- Diğerleri; başka kişiler veya şeyler.
- bosom
- Göğüs, bağır; mecazen iç dünya veya yürek.
- sits
- Oturur; bir yerde yerleşik durmak veya bulunmak.
- himself
- Kendisi (eril); dönüşlü zamir, kendi başına.
- such
- Böyle, bu tür; belirli bir türe işaret eden sıfat.
- murd
- 'Murder' kelimesinin kısaltması; cinayet, öldürme.
- shame
- Utanç, ar; yanlış bir eylemden duyulan mahcubiyet.
- commits
- İşler; bir suç veya eylem gerçekleştirmek.
- For
- Çünkü, için; neden veya amaç bildiren bağlaç.
- deny
- İnkâr etmek, reddetmek; bir şeyi kabul etmemek.
- bear
- Taşımak; bir yükü veya sorumluluğu üstlenmek.
- any
- Herhangi; belirsiz miktarda veya sayıda bir şey.
- Who
- Kim; bir kişiyi soran veya belirten zamir.
- thyself
- Kendin; eski İngilizcede dönüşlü zamir, bizzat sen.
- art
- Eski İngilizcede 'are' anlamına gelen fiil, 'sensin'.
- unprovident
- Tedbirsiz, öngörüsüz; geleceği düşünmeden davranan.
- Grant
- Kabul etmek, vermek; bir talebi onaylamak veya izin vermek.
- wilt
- Eski İngilizcede 'will' fiilinin ikinci tekil çekimi, 'isteyeceksin'.
- beloved
- Sevgili; çok sevilen veya değer verilen kişi.
- many
- Çok, birçok; büyük sayıda olan şey veya kişi.
- none
- Hiçbiri; hiçbir kişi veya şey olmayan.
- most
- En çok; bir özelliğin en üst derecesi.
- evident
- Açık, belli; kolayca görülebilen veya anlaşılan.
- possessed
- Sahip olunan; birine veya bir şeye ait olan.
- with
- İle; birliktelik veya araç bildiren edat.
- hate
- Nefret; birine karşı duyulan yoğun olumsuz duygu.
- gainst
- 'Against' kelimesinin kısaltması; karşı, aleyhine.
- stick
- Yapışmak; bir şeye sıkıca tutunmak veya saplanmak.
- conspire
- Komplo kurmak; gizlice birlikte plan yapmak.
- Seeking
- Arayarak; bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak.
- beauteous
- Güzel, alımlı; estetik açıdan çekici olan.
- roof
- Çatı; bir yapının üstünü örten bölüm.
- ruinate
- Yıkmak, mahvetmek; bir şeyi harabeye çevirmek.
- Which
- Hangi, ki o; bir seçim veya açıklama bildiren zamir.
- repair
- Onarmak, tamir etmek; bozulan bir şeyi düzeltmek.
- should
- Gerekmek; bir yükümlülük veya beklenti bildiren yardımcı fiil.
- chief
- Başlıca, en önemli; bir grubun veya amacın lideri.
- desire
- Arzu, istek; bir şeye sahip olmayı güçlü biçimde istemek.
- change
- Değişmek; bir durumun farklılaşması veya dönüşmesi.
- thought
- Düşünce; zihinde oluşan fikir veya kanı.
- Shall
- Gelecek zaman bildiren yardımcı fiil; olacaktır, yapacağım.
- fairer
- Daha güzel, daha adil; güzellik veya adalet bakımından üstün.
- lodged
- Yerleşmiş, barınmış; bir yerde ikamet etmek veya saklamak.
- than
- 'den, -dan'; karşılaştırma bildiren bağlaç.
- gentle
- Nazik, kibar; yumuşak huylu ve ince davranışlı.
- Be
- Olmak; varlık veya durum bildiren temel fiil.
- as
- Gibi, olarak; benzetme veya rol bildiren bağlaç.
- presence
- Varlık, hazır bulunuş; bir yerde mevcut olma durumu.
- gracious
- Lütufkâr, nazik; başkalarına karşı kibar ve cömert davranan.
- kind
- İyi kalpli, şefkatli; başkalarına karşı anlayışlı davranan.
- Or
- Ya da; iki seçenek arasında tercih bildiren bağlaç.
- least
- En az; bir miktarın en düşük değeri.
- kind-hearted
- İyi kalpli; başkalarına karşı doğal olarak nazik ve şefkatli.
- prove
- Kanıtlamak; bir şeyin doğruluğunu göstermek veya olmak.
- Make
- Yapmak, oluşturmak; bir şey meydana getirmek.
- another
- Bir başka; farklı ya da ek bir kişi veya şey.
- self
- Kendi; bir kişinin özü veya kişiliği.
- live
- Yaşamak; hayatını sürdürmek, canlı olmak.
- thine
- Eski İngilizcede 'seninki' anlamına gelen iyelik zamiri.
- or
- Ya da; iki seçenek arasında tercih bildiren bağlaç.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →