The Complete Works of William Shakespeare — Page 9
Yine de cennet bilir ki bu yalnızca bir mezar gibidir
Though yet heaven knows it is but as a tomb
Ki hayatını gizler ve niteliklerinin yarısını bile göstermez:
Which hides your life, and shows not half your parts:
Eğer gözlerinin güzelliğini yazabilseydim,
If I could write the beauty of your eyes,
Ve taze dizelerle bütün lütuflarını sayabilseydim,
And in fresh numbers number all your graces,
Gelecek çağ, bu şair yalan söylüyor diyecekti,
The age to come would say this poet lies,
Bu kadar semavi dokunuşlar hiç yeryüzü yüzüne değmemişti.
Such heavenly touches ne'er touched earthly faces.
Öyle ki sayfalarım (yaşlılıkla sarararak)
So should my papers (yellowed with their age)
Dilinden çok doğrulukları az yaşlı adamlar gibi aşağılanırdı,
Be scorned, like old men of less truth than tongue,
Ve gerçek haklarını bir şairin öfkesi sayarlardı,
And your true rights be termed a poet's rage,
Ve eski bir şarkının zorlanmış ölçüsü olarak görürlerdi.
And stretched metre of an antique song.
Ama o zaman senin bir çocuğun yaşıyor olsaydı,
But were some child of yours alive that time,
İki kez yaşardın — hem onda, hem de dizelerimde.
You should live twice,—in it, and in my rhyme.
Seni bir yaz gününe benzeteyim mi?
Shall I compare thee to a summer's day?
Sen daha sevimli ve daha ılımlısın:
Thou art more lovely and more temperate:
Sert rüzgarlar Mayıs'ın sevimli tomurcuklarını sallar,
Rough winds do shake the darling buds of May,
Ve yazın kirası pek kısa bir süreye sahiptir:
And summer's lease hath all too short a date:
Bazen göğün gözü çok sıcak parlar,
Sometime too hot the eye of heaven shines,
Ve çoğu zaman altın teni kararır,
And often is his gold complexion dimmed,
Ve her güzellik güzellikten bazen düşer,
And every fair from fair sometime declines,
Tesadüf ya da doğanın değişen süsüyle:
By chance, or nature's changing course untrimmed:
Ama senin ebedi yazın solmayacak,
But thy eternal summer shall not fade,
Ne de sahip olduğun o güzelliği yitirmeyeceksin,
Nor lose possession of that fair thou ow'st,
Ne de ölüm, gölgesinde dolaştığınla övünecek,
Nor shall death brag thou wand'rest in his shade,
Ebedi dizelerde zamanla büyüdüğünde,
When in eternal lines to time thou grow'st,
İnsanlar nefes alabildiği ya da gözler görebildiği sürece,
So long as men can breathe or eyes can see,
Bu o kadar uzun yaşar ve bu sana hayat verir.
So long lives this, and this gives life to thee.
Vocabulary
- Though
- Rağmen, karşıt bir düşünce bağlacı.
- yet
- Henüz veya bununla birlikte anlamında bağlaç.
- heaven
- Cennet; tanrısal mutluluk yeri.
- tomb
- Mezar; ölünün gömüldüğü taş yapı.
- hides
- Gizlemek fiilinin üçüncü tekil hali.
- half
- Yarım; bir bütünün iki eşit parçasından biri.
- beauty
- Güzellik; estetik açıdan hoş olan nitelik.
- fresh
- Taze; yeni ve canlı olan.
- numbers
- Sayılar; aynı zamanda şiir dizeleri anlamına gelir.
- graces
- Zariflikler; hoş ve çekici özellikler.
- age
- Çağ, dönem; belirli bir tarihsel zaman dilimi.
- poet
- Şair; şiir yazan sanatçı.
- lies
- Yalan söyler veya uzanır; bağlama göre anlam değişir.
- Such
- Bu tür, böyle; bir niteliği vurgulayan sıfat.
- heavenly
- Cennete ait; tanrısal, son derece güzel.
- touches
- Dokunuşlar; hafifçe temas etme eylemleri.
- ne'er
- Hiçbir zaman; 'never' kelimesinin şiirsel kısaltması.
- earthly
- Dünyevi; yeryüzüne ait, maddi olan.
- yellowed
- Sararmış; eskiyerek sarı renk almış.
- scorned
- Hor görülmüş; küçümsenerek reddedilmiş.
- truth
- Gerçek; doğru ve kanıtlanmış olan şey.
- tongue
- Dil; konuşma organı veya bir dilin kendisi.
- rights
- Haklar; kişinin yasal veya ahlaki yetkileri.
- termed
- Adlandırılmış; belirli bir isimle tanımlanmış.
- rage
- Öfke; şiddetli sinirlilik hali.
- stretched
- Gerilmiş, uzatılmış; fazla esnetilmiş.
- metre
- Vezin; şiirdeki ritmik hece düzeni.
- antique
- Antik, eski; çok eski zamanlara ait olan.
- alive
- Canlı, hayatta; yaşamını sürdüren.
- twice
- İki kez; bir şeyin iki defa gerçekleşmesi.
- rhyme
- Kafiye; şiirde benzer sesle biten kelimeler.
- Shall
- Gelecekte olacak; kesin niyet bildiren yardımcı fiil.
- compare
- Karşılaştırmak; iki şey arasındaki benzerliği incelemek.
- thee
- Seni; eski İngilizcede ikinci tekil şahıs nesnesi.
- Thou
- Sen; eski İngilizcede ikinci tekil şahıs özne zamiri.
- art
- Sanat veya eski İngilizcede 'sın' anlamında fiil.
- lovely
- Sevimli, güzel; hoş ve çekici olan.
- temperate
- Ilımlı; aşırılıktan uzak, dengeli olan.
- Rough
- Sert, kaba; pürüzlü veya şiddetli olan.
- shake
- Sarsmak; ileri geri hareket ettirmek.
- darling
- Sevgili, canım; çok sevilen kişi veya şey.
- buds
- Tomurcuklar; henüz açmamış çiçek veya yaprak.
- lease
- Kira süresi; bir şeyin tahsis edildiği zaman dilimi.
- hath
- Sahiptir; eski İngilizcede 'has' fiilinin karşılığı.
- date
- Tarih; aynı zamanda süre veya vade anlamı taşır.
- Sometime
- Bazen, bir zamanlar; belirli olmayan bir anda.
- shines
- Parlamak fiilinin üçüncü tekil hali; ışık saçmak.
- often
- Sık sık; birçok kez tekrarlanan biçimde.
- complexion
- Ten rengi; yüzün doğal renk ve görünümü.
- dimmed
- Kararmış; parlaklığı azalmış, soluklaşmış.
- fair
- Güzel, açık tenli; hoş görünümlü olan.
- sometime
- Bir zamanlar; geçmişte belirsiz bir anda.
- declines
- Azalmak, düşmek; giderek zayıflamak veya bozulmak.
- chance
- Şans, tesadüf; rastlantısal olarak gerçekleşen durum.
- nature
- Doğa; canlıları ve çevreyi kapsayan evren bütünü.
- changing
- Değişen; farklı bir hale dönüşmekte olan.
- course
- Seyir, yön; bir şeyin izlediği hat veya süreç.
- untrimmed
- Budanmamış; düzenlenmemiş, kesilmemiş halde olan.
- thy
- Senin; eski İngilizcede ikinci tekil iyelik zamiri.
- eternal
- Ebedi; sonsuz, hiç bitmeyen.
- shall
- Gelecekte yapılacak; kesin niyet bildiren yardımcı fiil.
- fade
- Solmak; rengi veya canlılığı giderek azalmak.
- Nor
- Ne de; olumsuzluğu sürdüren bağlaç.
- lose
- Kaybetmek; sahip olunan şeyden yoksun kalmak.
- possession
- Sahiplik; bir şeye sahip olma durumu.
- thou
- Sen; eski İngilizcede ikinci tekil şahıs özne zamiri.
- ow'st
- Sahipsin; eski İngilizcede 'ownest' fiilinin kısaltması.
- death
- Ölüm; yaşamın sona ermesi.
- brag
- Övünmek; kendini gereğinden fazla yüceltmek.
- wand'rest
- Dolaşırsın; eski İngilizcede 'wanderest' fiilinin kısaltması.
- shade
- Gölge; ışığın engellenmesiyle oluşan karanlık alan.
- lines
- Dizeler, satırlar; şiirdeki yazılı satırlar.
- grow'st
- Büyürsün; eski İngilizcede 'growest' fiilinin kısaltması.
- breathe
- Nefes almak; akciğerlerle hava alıp vermek.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →