The Complete Works of William Shakespeare — Page 12
Sahnede aksayan bir oyuncu gibi,
As an unperfect actor on the stage,
Korkusuyla rolünü unutup bir kenara çekilen,
Who with his fear is put beside his part,
Ya da öfkesiyle dolup taşan vahşi bir varlık gibi,
Or some fierce thing replete with too much rage,
Gücünün fazlalığı kendi yüreğini zayıflatan;
Whose strength's abundance weakens his own heart;
Ben de güvensizlik korkusuyla söylemeyi unuturum,
So I for fear of trust, forget to say,
Aşkın töreninin mükemmel sözlerini,
The perfect ceremony of love's rite,
Ve kendi aşkımın gücünde çöküyor gibiyim,
And in mine own love's strength seem to decay,
Kendi aşkımın ağırlığıyla ezilmiş halde:
O'ercharged with burthen of mine own love's might:
O bırak bakışlarım o zaman söz olsun,
O let my looks be then the eloquence,
Ve konuşan yüreğimin dilsiz habercisi olsun,
And dumb presagers of my speaking breast,
Aşk için yalvaran ve karşılık bekleyen,
Who plead for love, and look for recompense,
Daha fazlasını dile getiren o dilden daha çok.
More than that tongue that more hath more expressed.
O öğren sessiz aşkın yazdıklarını okumayı,
O learn to read what silent love hath writ,
Gözlerle duymak, aşkın ince zekâsına aittir.
To hear with eyes belongs to love's fine wit.
Gözüm ressam rolü oynadı ve işledi,
Mine eye hath played the painter and hath stelled,
Güzelliğinin biçimini yüreğimin levhasına,
Thy beauty's form in table of my heart,
Bedenim onu tutan çerçevedir,
My body is the frame wherein 'tis held,
Ve perspektif en iyi ressamın sanatıdır.
And perspective it is best painter's art.
Çünkü ressam aracılığıyla görmek zorundasın onun ustalığını,
For through the painter must you see his skill,
Gerçek imgenin nerede resmedildiğini bulmak için,
To find where your true image pictured lies,
Ki bu göğsümün dükkanında hâlâ asılı durmakta,
Which in my bosom's shop is hanging still,
Pencereleri senin gözlerinle camlanmış olan o dükkan:
That hath his windows glazed with thine eyes:
Şimdi gör ne iyilik ettiler gözler gözlere,
Now see what good turns eyes for eyes have done,
Gözlerim senin şeklini çizdi, seninkilerse benim için
Mine eyes have drawn thy shape, and thine for me
Göğsüme açılan pencerelerdir, oradan güneş
Are windows to my breast, where-through the sun
İçeride seni gözetlemekten, izlemekten zevk alır;
Delights to peep, to gaze therein on thee;
Yine de gözler bu kurnazlıktan yoksundur sanatlarını süslemek için,
Yet eyes this cunning want to grace their art,
Yalnızca gördüklerini çizerler, yüreği bilmezler.
They draw but what they see, know not the heart.
Vocabulary
- unperfect
- Kusurlu, tam olarak hazırlanmamış, eksik.
- actor
- Sahnede rol yapan kişi, oyuncu.
- stage
- Tiyatro sahnesi, oyunun oynandığı alan.
- fear
- Korku, bir tehlikeden duyulan kaygı hissi.
- beside
- Yanında, dışında, bir şeyin ötesinde anlamında.
- part
- Rol, oyundaki karakter veya görev parçası.
- fierce
- Sert, vahşi, çok güçlü ve saldırgan olan.
- replete
- Dolu, bir şeyle tamamen dolup taşmış olan.
- rage
- Öfke, şiddetli ve kontrolsüz sinirlilik hali.
- strength
- Güç, fiziksel veya duygusal kuvvet.
- abundance
- Bolluk, bir şeyin gereğinden fazla bulunması durumu.
- weakens
- Zayıflatmak, gücünü veya etkisini azaltmak.
- heart
- Kalp, duygusal merkez veya yürek.
- trust
- Güven, birine inanma veya itimat etme duygusu.
- forget
- Unutmak, bir şeyi hatırlayamamak.
- perfect
- Mükemmel, eksiksiz, hiçbir kusuru olmayan.
- ceremony
- Tören, belirli kurallarla yapılan resmi etkinlik.
- love
- Aşk, derin sevgi ve bağlılık duygusu.
- rite
- Ritüel, belirli bir amaca yönelik törensel uygulama.
- seem
- Görünmek, bir izlenim uyandırmak.
- decay
- Çöküş, bozulma veya yavaş yavaş zayıflama süreci.
- O'ercharged
- Aşırı yüklenmiş, kapasitesinin üzerinde dolu olan.
- burthen
- Yük, taşınan ağır sorumluluk veya sıkıntı (eski İngilizce).
- might
- Güç, kuvvet; aynı zamanda olabilirlik bildiren yardımcı fiil.
- let
- Bırakmak, izin vermek, -sın/-sin anlamında.
- looks
- Bakışlar, yüz ifadesi veya görünüş.
- eloquence
- Belagat, akıcı ve etkileyici konuşma yeteneği.
- dumb
- Dilsiz, konuşamayan veya sessiz kalan.
- presagers
- Haberci, bir şeyi önceden bildiren işaret veya kişiler.
- breast
- Göğüs, kalbin bulunduğu vücudun ön kısmı.
- plead
- Yalvarmak, bir şey için ısrarla ricada bulunmak.
- recompense
- Karşılık, bir iyiliğe veya zahmete verilen ödül.
- tongue
- Dil, konuşma organı veya konuşma yeteneği.
- hath
- Sahiptir, 'has' fiilinin eski İngilizce biçimi.
- expressed
- İfade edilmiş, düşünce veya duygu dile getirilmiş.
- learn
- Öğrenmek, yeni bilgi veya beceri edinmek.
- silent
- Sessiz, ses çıkarmayan veya konuşmayan.
- writ
- Yazılmış, kaleme alınmış metin (eski kullanım).
- belongs
- Aittir, birine veya bir şeye ait olmak.
- fine
- İnce, hassas, yüksek kaliteli veya zarif.
- wit
- Zekâ, anlayış, kıvrak akıl yürütme yeteneği.
- painter
- Ressam, resim yapan sanatçı.
- stelled
- Yıldız gibi sabitlenmiş, kazınmış (arkaik İngilizce).
- Thy
- Senin, ikinci tekil şahıs iyelik zamiri (eski).
- beauty
- Güzellik, estetik açıdan hoş olma niteliği.
- form
- Biçim, şekil, bir şeyin dış görünüşü.
- table
- Levha, resim tahtası; aynı zamanda masa anlamına gelir.
- body
- Beden, insan veya hayvanın fiziksel yapısı.
- frame
- Çerçeve, bir şeyi tutan veya şekillendiren yapı.
- wherein
- İçinde, içerisinde anlamında eski bağlaç.
- 'tis
- 'It is' ifadesinin eski İngilizce kısaltması.
- held
- Tutulmuş, bir yerde muhafaza edilmiş.
- perspective
- Perspektif, derinlik hissi veren bakış açısı veya resim tekniği.
- art
- Sanat, yaratıcı beceri veya estetik üretim.
- through
- İçinden, bir şeyi geçerek anlamında edat.
- must
- Zorunda olmak, gereklilik bildiren yardımcı fiil.
- skill
- Beceri, bir şeyi iyi yapabilme yeteneği.
- true
- Gerçek, doğru, hakiki olan.
- image
- İmge, resim veya zihinsel görüntü.
- pictured
- Resmedilmiş, görsel olarak betimlenmiş olan.
- lies
- Yatmak, bulunmak; aynı zamanda yalan söylemek.
- bosom
- Göğüs, bağrın iç kısmı, duygusal merkez.
- shop
- Dükkan; burada mecazi olarak saklanan yer.
- hanging
- Asılı duran, bir yüzeyde sergilenen.
- still
- Hâlâ, hareketsiz; sessizce devam etmek.
- windows
- Pencereler, ışık ve görüşe açılan cam bölmeler.
- glazed
- Camlanmış, camla kaplanmış veya donuk bakışlı.
- thine
- Seninki, sana ait olan (eski İngilizce).
- turns
- Dönüşler; iyilik, iyiliksever eylem anlamı da taşır.
- drawn
- Çizilmiş, resmedilmiş veya çekilmiş.
- thy
- Senin, ikinci tekil şahıs iyelik zamiri (eski).
- shape
- Şekil, bir nesnenin dış biçimi veya formu.
- where-through
- İçinden geçilen, yoluyla anlamında eski bağlaç.
- sun
- Güneş, ısı ve ışık veren yıldız.
- Delights
- Sevinçler, büyük zevk ve mutluluk veren şeyler.
- peep
- Gözetlemek, küçük bir açıklıktan gizlice bakmak.
- gaze
- Dikkatlice ve uzun süre bakmak, sabit bakış.
- therein
- Orada, o şeyin içinde anlamında eski zarf.
- thee
- Seni, sana; ikinci tekil şahıs nesne zamiri (eski).
- Yet
- Yine de, henüz, buna rağmen anlamında zarf.
- cunning
- Kurnazlık, zekice ve hileli davranma becerisi.
- want
- İstemek, bir şeye ihtiyaç duymak veya eksikliği olmak.
- grace
- Zarafet, güzel ve ince hareket ya da davranış.
- draw
- Çizmek, resim yapmak veya çekmek.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →