The Importance of Being Earnest: A Trivial Comedy for Serious People — Page 12
Bunbury'yi tanımadan evlenen bir adamın zamanı çok sıkıcı geçer.
A man who marries without knowing Bunbury has a very tedious time of it.
JACK.
JACK.
Bu saçmalık. Gwendolen gibi büyüleyici bir kızla evlenirsem —ki hayatımda evlenmek isteyeceğim tek kız o— kesinlikle Bunbury'yi tanımak istemem.
That is nonsense. If I marry a charming girl like Gwendolen, and she is the only girl I ever saw in my life that I would marry, I certainly won't want to know Bunbury.
ALGERNON.
ALGERNON.
O zaman karın isteyecektir. Evli hayatta üç kişi kalabalık, iki kişi hiçtir gerçeğini kavrayamıyor gibisin.
Then your wife will. You don't seem to realise, that in married life three is company and two is none.
JACK.
JACK.
[Öğüt verir gibi.] Bu, aziz genç dostum, yozlaşmış Fransız Tiyatrosu'nun son elli yıldır ileri sürdüğü teoridir.
[Sententiously.] That, my dear young friend, is the theory that the corrupt French Drama has been propounding for the last fifty years.
ALGERNON.
ALGERNON.
Evet; ve mutlu İngiliz yuvasının yarı sürede kanıtladığı teori.
Yes; and that the happy English home has proved in half the time.
JACK.
JACK.
Tanrı aşkına, alaycı olmaya çalışma. Alaycı olmak son derece kolaydır.
For heaven's sake, don't try to be cynical. It's perfectly easy to be cynical.
ALGERNON.
ALGERNON.
Canım, bugünlerde her şey olmak kolay değil. Ortada çok fazla iğrenç rekabet var. [Elektrikli bir zil sesi duyulur.] Ah! Bu Augusta Teyze olmalı. Yalnızca akrabalar ya da alacaklılar o Vagnerian tarzda zil çalar. Şimdi, eğer onu on dakikalığına oradan uzaklaştırırsam, böylece Gwendolen'e evlenme teklif etme fırsatı bulursun, bu gece seninle Willis's'te akşam yemeği yiyebilir miyim?
My dear fellow, it isn't easy to be anything nowadays. There's such a lot of beastly competition about. [The sound of an electric bell is heard.] Ah! that must be Aunt Augusta. Only relatives, or creditors, ever ring in that Wagnerian manner. Now, if I get her out of the way for ten minutes, so that you can have an opportunity for proposing to Gwendolen, may I dine with you to-night at Willis's?
JACK.
JACK.
Sanırım, istersen olur.
I suppose so, if you want to.
ALGERNON.
ALGERNON.
Evet, ama buna ciddiye alman gerek. Yemekleri ciddiye almayan insanlardan nefret ederim. Bu onların ne kadar yüzeysel olduğunu gösterir.
Yes, but you must be serious about it. I hate people who are not serious about meals. It is so shallow of them.
[Lane girer.]
[Enter Lane.]
LANE.
LANE.
Lady Bracknell ve Miss Fairfax.
Lady Bracknell and Miss Fairfax.
[Algernon onları karşılamaya ilerler. Lady Bracknell ve Gwendolen girer.]
[Algernon goes forward to meet them. Enter Lady Bracknell and Gwendolen.
Vocabulary
- man
- Yetişkin erkek insan.
- who
- Kişileri niteleyen soru veya bağlaç zamiri.
- marries
- Biriyle evlenir, nikah kıyar.
- without
- Bir şey olmaksızın, -sız/-siz anlamında edat.
- knowing
- Bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu.
- has
- Sahip olmak; üçüncü tekil şahıs geniş zaman formu.
- very
- Çok, oldukça; bir sıfatı güçlendiren zarf.
- tedious
- Sıkıcı, can sıkıntısı veren, monoton.
- time
- Zaman, süre; yaşanan dönem veya deneyim.
- nonsense
- Saçmalık, anlamsız söz ya da düşünce.
- If
- Eğer; koşul bildiren bağlaç.
- marry
- Biriyle evlenmek, evlilik akdi yapmak.
- charming
- Büyüleyici, çok çekici ve hoş olan.
- girl
- Kız çocuğu ya da genç kadın.
- like
- Gibi; benzerlik bildiren edat.
- only
- Sadece, yalnızca; tek olan.
- ever
- Hiç, her zaman; herhangi bir zamanda anlamında zarf.
- saw
- Görmek fiilinin geçmiş zaman formu.
- life
- Hayat, yaşam; canlının var oluş süreci.
- would
- Koşullu veya gelecek anlam taşıyan yardımcı fiil.
- certainly
- Kesinlikle, şüphesiz; emin bir şekilde.
- won't
- Will not kısaltması; yapmayacak, istemeyecek.
- want
- İstemek, arzulamak.
- know
- Bilmek, bir şeyden haberdar olmak.
- Then
- O zaman, bu durumda; sonuç bildiren bağlaç.
- wife
- Eş, karı; bir erkeğin evli olduğu kadın.
- will
- Gelecek zaman veya niyet bildiren yardımcı fiil.
- seem
- Görünmek, gibi görünmek, öyle olmak.
- realise
- Fark etmek, kavramak, anlamak.
- married
- Evli; evlilik akdi yapılmış durumda olan.
- company
- Birliktelik, arkadaşlık; birinin yanında bulunma.
- none
- Hiçbiri; sıfır kişi veya şey anlamında zamir.
- Sententiously
- Öğüt verir gibi, özlü ve ağırbaşlı bir şekilde konuşarak.
- dear
- Sevgili, değerli; birine hitap ederken kullanılır.
- young
- Genç, yaşı az olan.
- friend
- Dost, arkadaş; yakın olunan kişi.
- theory
- Kuram, teori; bir olguyu açıklamaya yönelik fikir sistemi.
- corrupt
- Ahlaki açıdan bozuk, yozlaşmış; ahlakı çürütmek.
- French
- Fransız veya Fransızcayla ilgili olan.
- Drama
- Tiyatro oyunu; sahne sanatı türü.
- propounding
- Bir fikri ya da teoriyi ortaya atmak, ileri sürmek.
- last
- Son, geçen; en yakın geçmişteki.
- fifty
- Elli; 50 sayısı.
- years
- Yıllar; birden fazla takvim yılı.
- happy
- Mutlu, sevinçli; neşe içinde olan.
- English
- İngiliz veya İngilizceyle ilgili olan.
- home
- Ev, yuva; kişinin yaşadığı yer.
- proved
- Kanıtlamak fiilinin geçmiş zaman formu; ispat edildi.
- half
- Yarım, yarısı; bir bütünün iki eşit parçasından biri.
- heaven's
- Cennet sözcüğünün iyelik formu; ünlem ifadelerinde kullanılır.
- sake
- Hatırı, uğruna; for someone's sake deyiminde kullanılır.
- try
- Denemek, çabalamak, uğraşmak.
- cynical
- Kötümser, insanlara güvensiz ve alaycı davranan.
- perfectly
- Mükemmel şekilde, tamamen, son derece.
- easy
- Kolay, güçlük gerektirmeyen.
- fellow
- Adam, herif; aynı gruptaki kişi anlamında.
- anything
- Herhangi bir şey, hiçbir şey (olumsuz bağlamda).
- nowadays
- Günümüzde, bugünlerde, bu çağda.
- such
- Böyle, bu kadar; bir niteliği vurgulayan sıfat.
- lot
- Çok, büyük miktarda; a lot of ifadesinde kullanılır.
- beastly
- Berbat, iğrenç, son derece kötü (İngiliz argo).
- competition
- Rekabet, yarışma; aynı şey için mücadele etme.
- about
- Hakkında; yaklaşık anlamında edat.
- sound
- Ses, gürültü; kulakla algılanan titreşim.
- electric
- Elektrikli, elektrikle çalışan.
- bell
- Zil, çan; ses çıkaran çalma aygıtı.
- heard
- Duymak fiilinin geçmiş zaman formu; işitildi.
- must
- Zorunda olmak, gereklilik bildiren yardımcı fiil.
- Aunt
- Teyze veya hala; ebeveynin kız kardeşi.
- Only
- Sadece, yalnızca; tek başına, başka değil.
- relatives
- Akrabalar, hısımlar; aile bağıyla bağlı kişiler.
- creditors
- Alacaklılar; birine borç vermiş olan kişiler.
- ring
- Zil çalmak; bir zili veya kapıyı çalmak.
- Wagnerian
- Wagner tarzında; dramatik ve yoğun bir biçimde.
- manner
- Tarz, üslup; bir şeyin yapılış biçimi.
- if
- Eğer; koşul bildiren bağlaç.
- get
- Almak, elde etmek; bir duruma getirmek.
- out
- Dışarı, dışında; bir yerden uzaklaştıran zarf.
- way
- Yol, taraf; out of the way deyiminde uzaklaştırma.
- minutes
- Dakikalar; saatin altmışta biri.
- so
- Böylece, bu yüzden; sonuç bildiren bağlaç.
- can
- Yapabilmek; yetenek veya izin bildiren yardımcı fiil.
- opportunity
- Fırsat, elverişli durum; bir şeyi yapabilme imkânı.
- proposing
- Evlenme teklif etmek; bir öneride bulunmak.
- may
- Olabilir; izin veya ihtimal bildiren yardımcı fiil.
- dine
- Akşam yemeği yemek, sofrada yemek.
- to-night
- Bu gece; tonight kelimesinin eski yazım biçimi.
- suppose
- Sanmak, tahmin etmek; kabul etmek.
- but
- Ama, fakat; zıtlık bildiren bağlaç.
- serious
- Ciddi, ağırbaşlı; önemsiz olmayan.
- hate
- Nefret etmek, çok sevmemek.
- people
- İnsanlar, kişiler; bir topluluk veya grup.
- meals
- Öğünler; günlük yenilen yemekler.
- shallow
- Sığ, yüzeysel; derin düşünceden yoksun.
- Enter
- Sahneye girmek; sahne yönlendirmesinde kullanılan terim.
- Lady
- Leydi; İngiliz soylu unvanı taşıyan kadın.
- Miss
- Bayan; evlenmemiş kadınlara verilen unvan.
- forward
- İleri, öne doğru; ilerleyen yönde.
- meet
- Karşılamak, buluşmak; biriyle yüz yüze gelmek.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →