The Scarlet Letter — Page 3
SAYFA
PAGE
GÜMRÜK BİNASI 1
THE CUSTOM-HOUSE 1
HAPİSHANE KAPISI 49
THE PRISON DOOR 49
VİNYET,—YABAN GÜLÜ 51
VIGNETTE,—WILD ROSE 51
DEDIKODUCULAR 57
THE GOSSIPS 57
"SEFALET ZİRVESİNDE DİKİLİYOR" 65
"STANDING ON THE MISERABLE EMINENCE" 65
"HAPİSHANEYE GERİ GÖTÜRÜLMEKTEYDİ" 78
"SHE WAS LED BACK TO PRISON" 78
"KIVIŞIK ALİMİN GÖZLERI PARLADI" 87
"THE EYES OF THE WRINKLED SCHOLAR GLOWED" 87
ISSIZ KONUT 93
THE LONESOME DWELLING 93
YALNIZ ADIMLAR 99
LONELY FOOTSTEPS 99
VİNYET 104
VIGNETTE 104
PEARL'İN BEBEK ELİNİN DOKUNUŞU 113
A TOUCH OF PEARL'S BABY-HAND 113
VİNYET 118
VIGNETTE 118
VALİNİN GÖĞÜS ZIRHI 125
THE GOVERNOR'S BREASTPLATE 125
"ÇOCUĞU KAYBEDEMEM! SEN BİL!" 135
"LOOK THOU TO IT! I WILL NOT LOSE THE CHILD!" 135
VAİZ VE SÜLÜKÇü 148
THE MINISTER AND LEECH 148
SÜLÜKÇü VE HASTASI 165
THE LEECH AND HIS PATIENT 165
KİLİSENİN BAKİRELERİ 172
THE VIRGINS OF THE CHURCH 172
"O GARİP İHTİŞAMIN ÖĞLE VAKTİNDE DURDULAR" 185
"THEY STOOD IN THE NOON OF THAT STRANGE SPLENDOR" 185
YAS EVİNDEKİ HESTER 195
HESTER IN THE HOUSE OF MOURNING 195
MANDRAKE 211
MANDRAKE 211
"BURADAN ORADAN OT TOPLADI" 213
"HE GATHERED HERBS HERE AND THERE" 213
DENİZ KIYISINDA PEARL 217
PEARL ON THE SEA-SHORE 217
"HÂLÂ BAĞIŞLAYACAK MISIN BENİ?" 237
"WILT THOU YET FORGIVE ME?" 237
GÜNEŞ IŞIĞI PARLAMASı 249
A GLEAM OF SUNSHINE 249
DERECİĞİ BAŞINDA ÇOCUK 257
THE CHILD AT THE BROOK-SIDE 257
CHİLLİNGWORTH,—"UĞURSUZ BİR ANLAMLA GÜLÜMSÜYOR" 287
CHILLINGWORTH,—"SMILE WITH A SINISTER MEANING" 287
YENİ İNGİLTERE İLERİ GELENLERİ 289
NEW ENGLAND WORTHIES 289
"YİNE BULUŞACAK MIYIZ?" 311
"SHALL WE NOT MEET AGAIN?" 311
HESTER'İN DÖNÜŞÜ 320
HESTER'S RETURN 320
GÜMRÜK BİNASI
THE CUSTOM-HOUSE
"KIRMIZI MEKTUP"A GİRİŞ
INTRODUCTORY TO "THE SCARLET LETTER"
Şunu belirtmek gerekir ki—ocak başında ve yakın dostlarımla kendimden ve işlerimden fazla söz etmeye pek yatkın değilken—hayatımda iki kez, kamuoyuna sesleniyor olmanın getirdiği bir özgeçmiş yazma dürtüsünün beni ele geçirmiş olması oldukça dikkat çekicidir.
It is a little remarkable, that—though disinclined to talk overmuch of myself and my affairs at the fireside, and to my personal friends—an autobiographical impulse should twice in my life have taken possession of me, in addressing the public.
Vocabulary
- PAGE
- Kitabın numaralı yüzü; bölüm başlığı sayfası.
- THE
- Belirli bir nesneyi işaret eden İngilizce tanımlık.
- CUSTOM-HOUSE
- İthalat ve ihracat vergilerinin toplandığı resmi bina.
- PRISON
- Suçluların tutulduğu kapalı resmi bina; hapishane.
- DOOR
- Bir mekâna girip çıkmayı sağlayan açılır kapı.
- VIGNETTE
- Kitapta bölüm başında yer alan küçük dekoratif resim.
- WILD
- Doğada yetişen, evcilleştirilmemiş; vahşi, yabani.
- ROSE
- Güzel kokulu dikenleri olan popüler bir çiçek.
- GOSSIPS
- Başkaları hakkında dedikodu yapan kişiler; dedikoducular.
- STANDING
- Ayakta duran; toplumsal statü veya konum anlamında.
- ON
- Bir şeyin üzerinde veya devam etmekte olduğunu belirten edat.
- MISERABLE
- Çok mutsuz, perişan veya acınacak durumda olan.
- EMINENCE
- Yüksek konum, önem veya üstünlük; yüksek tepe.
- SHE
- Kadın veya kız için kullanılan üçüncü tekil şahıs zamiri.
- WAS
- 'Olmak' fiilinin geçmiş zamandaki tekil hâli.
- LED
- Birisini bir yere götürmek; yönlendirmek, rehberlik etmek.
- BACK
- Geri dönmek veya bir önceki yere götürülmek.
- TO
- Bir yöne, hedefe veya kişiye doğru anlamında edat.
- EYES
- Görmemizi sağlayan yüzdeki çift duyu organı.
- OF
- Aitlik veya ilişki bildiren İngilizce edat.
- WRINKLED
- Yüzünde veya derisinde kırışıklıklar bulunan; yaşlı görünümlü.
- SCHOLAR
- Belirli bir alanda derin bilgiye sahip akademisyen veya âlim.
- GLOWED
- Işıldadı, parladı; heyecan veya tutkuyla ışık yaydı.
- LONESOME
- Yalnız ve kimsesiz hissettiren; ıssız, tenha.
- DWELLING
- İçinde yaşanılan ev veya konut; mesken, ikametgâh.
- LONELY
- Yalnız, ıssız; sosyal bağlantıdan yoksun hisseden.
- FOOTSTEPS
- Yürürken ayakların çıkardığı sesler; adım izleri.
- A
- Belirsiz nesneyi işaret eden İngilizce belirsiz tanımlık.
- TOUCH
- Hafifçe dokunmak; temas ettirmek, değmek.
- PEARL
- İstiridye içinde oluşan değerli beyaz mücevher; inci.
- BABY-HAND
- Bir bebeğin küçük ve nazik eli.
- GOVERNOR
- Bir eyalet veya bölgeyi yöneten en üst düzey yetkili.
- BREASTPLATE
- Göğsü koruyan metal zırh parçası; göğüslük.
- LOOK
- Bir şeye bakmak; gözünü yöneltmek, dikkatle incelemek.
- THOU
- Eski İngilizcede 'sen' anlamına gelen tekil zamiri.
- IT
- Cansız varlıklar için kullanılan üçüncü tekil şahıs zamiri.
- I
- Konuşan kişiyi ifade eden birinci tekil şahıs zamiri.
- WILL
- Gelecek zamanı ifade eden yardımcı fiil; istek, irade.
- NOT
- Olumsuzluk bildiren İngilizce edatı; değil, hayır.
- LOSE
- Bir şeyi kaybetmek; elden çıkarmak, yitirmek.
- CHILD
- Henüz yetişkin olmayan küçük insan; çocuk.
- MINISTER
- Dini toplulukları yöneten Protestan din adamı; papaz.
- AND
- İki unsuru birbirine bağlayan bağlaç; ve, ile.
- LEECH
- Eski tabirle doktor; kan emen parazit sülük.
- HIS
- Erkeğe ait olduğunu gösteren iyelik sıfatı; onun.
- PATIENT
- Doktorun muayene ve tedavi ettiği hasta kişi.
- VIRGINS
- Cinsel deneyim yaşamamış genç kadınlar; bakireler.
- CHURCH
- Hristiyanların ibadet ettiği dini bina; kilise.
- THEY
- Birden fazla kişi veya şeyi gösteren zamiri; onlar.
- STOOD
- 'Durmak' fiilinin geçmiş zamanı; ayakta bekledi.
- IN
- Bir yer veya durumun içinde olduğunu belirten edat.
- NOON
- Günün tam ortası, saat 12; öğle vakti.
- THAT
- Uzaktaki bir şeyi işaret eden gösterme sıfatı veya zamiri.
- STRANGE
- Alışılmışın dışında, garip veya tuhaf olan şey.
- SPLENDOR
- Göz kamaştırıcı parlaklık, ihtişam veya görkem.
- HOUSE
- İnsanların yaşadığı yapı; ev, konut, mesken.
- MOURNING
- Bir ölümden sonra yaşanan derin üzüntü; yas tutma.
- MANDRAKE
- Sihirli güçlere atfedilen köklü bir tıbbi bitki; adamotu.
- HE
- Erkek için kullanılan üçüncü tekil şahıs zamiri.
- GATHERED
- Topladı, derledi; bir araya getirdi, biriktirdi.
- HERBS
- Yemek veya ilaç yapımında kullanılan aromatik bitkiler.
- HERE
- Bu yerde, bu noktada; yakındaki konumu belirten zarf.
- THERE
- O yerde, ötede; uzaktaki konumu belirten zarf.
- SEA-SHORE
- Deniz ile karanın birleştiği kıyı şeridi; sahil.
- WILT
- Eski İngilizcede 'yapacak mısın' anlamında yardımcı fiil.
- YET
- Henüz, hâlâ; buna rağmen, yine de anlamında zarf.
- FORGIVE
- Birinin hatasını affetmek; suçu bağışlamak, kırgınlığı bırakmak.
- ME
- Konuşan kişiyi gösteren nesne zamiri; beni, bana.
- GLEAM
- Zayıf ama parlak ışık huzmesi; parıltı, ışıltı.
- SUNSHINE
- Güneşin yaydığı sıcak ve aydınlık ışık; güneş ışığı.
- AT
- Belirli bir yeri veya zamanı gösteren yer bildiren edat.
- BROOK-SIDE
- Küçük bir derenin kenarı veya yanı; dere kıyısı.
- SMILE
- Dudakları kaldırarak yüzde oluşan mutluluk ifadesi; gülümseme.
- WITH
- Birliktelik veya araç bildiren edat; ile, birlikte.
- SINISTER
- Kötü niyet taşıyan, uğursuz veya tehlikeli görünen.
- MEANING
- Bir sözcük veya eylemin ifade ettiği anlam, mana.
- NEW
- Daha önce var olmayan veya yeni edinilmiş; taze, yeni.
- ENGLAND
- Birleşik Krallık'ın güney bölümünü oluşturan ülke; İngiltere.
- WORTHIES
- Saygı ve takdire değer önemli kişiler; ileri gelenler.
- SHALL
- Gelecek zaman veya niyet bildiren resmi yardımcı fiil.
- WE
- Konuşan kişiyi ve diğerlerini kapsayan çoğul zamiri; biz.
- MEET
- Biriyle karşılaşmak veya bir arada toplanmak; buluşmak.
- AGAIN
- Bir kez daha, yeniden; tekrar aynı duruma gelmek.
- RETURN
- Çıkılan yere veya önceki duruma geri dönmek.
- INTRODUCTORY
- Bir konuya giriş niteliği taşıyan; tanıtıcı, başlangıç amaçlı.
- SCARLET
- Parlak kırmızı renk; canlı ve dikkat çekici kızıl tonu.
- LETTER
- Birine yazılan mesaj; alfabe harfi veya mektup.
- It
- Cansız varlıklar için kullanılan üçüncü tekil şahıs zamiri.
- is
- 'Olmak' fiilinin üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi.
- a
- Belirsiz bir nesneyi işaret eden İngilizce belirsiz tanımlık.
- little
- Az miktarda, biraz; küçük veya önemsiz derecede.
- remarkable
- Dikkat çekici, olağanüstü veya ilgi uyandıran; kayda değer.
- that
- Bir şeyi işaret eden veya bağlaç olarak kullanılan sözcük.
- though
- Her ne kadar, buna rağmen; zıtlık bildiren bağlaç.
- disinclined
- Bir şeyi yapmak için isteksiz veya gönülsüz olan.
- to
- Bir hedefe veya yöne doğruluk bildiren edat.
- talk
- Sözlü olarak iletişim kurmak; konuşmak, sohbet etmek.
- overmuch
- Gereğinden fazla, aşırı miktarda; çok fazlasıyla.
- of
- Aitlik veya konu bildiren İngilizce ilgeç; hakkında, ait.
- myself
- Konuşan kişinin kendisi; dönüşlü zamir olarak 'kendim'.
- and
- İki unsuru birbirine bağlayan bağlaç; ve, ile.
- my
- Konuşan kişiye ait olduğunu gösteren iyelik sıfatı; benim.
- affairs
- Kişisel meseleler, işler veya ilgilenilen konular.
- at
- Belirli bir yer veya zamanı gösteren edat.
- the
- Belirli bir nesneyi işaret eden İngilizce belirli tanımlık.
- fireside
- Şöminenin ya da ocağın hemen yanındaki sıcak alan.
- personal
- Birinin kendine özgü, özel yaşamına ait; kişisel.
- friends
- Birinin sevdiği ve güvendiği yakın kişiler; dostlar, arkadaşlar.
- an
- Sesli harfle başlayan kelimeler önünde kullanılan belirsiz tanımlık.
- autobiographical
- Kişinin kendi yaşamını anlattığı yazıya ait; özgeçmişsel.
- impulse
- Ani ve düşünülmeden gelen içsel dürtü veya istek.
- should
- Yapılması gereken ya da beklenen durumu ifade eden yardımcı fiil.
- twice
- İki kez, iki defa; bir olayın iki kez tekrarlanması.
- in
- Bir şeyin içinde veya belli bir süre zarfında anlamında edat.
- life
- Doğumdan ölüme kadar süren yaşam süreci; hayat.
- have
- Sahip olmak veya yardımcı fiil olarak geçmiş zamanı oluşturmak.
- taken
- 'Almak' fiilinin geçmiş katılım biçimi; ele geçirmek, almak.
- possession
- Bir şeye sahip olma hâli; ele geçirme veya kontrol altına alma.
- me
- Konuşan kişiyi gösteren nesne zamiri; beni, bana.
- addressing
- Birine veya bir kitleye konuşma ya da yazı yöneltmek.
- public
- Toplumun geneli; herkese açık olan kalabalık kitlesi.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →