The Tale of Mrs. Tiggy-Winkle — Page 2
Üç mendil ve bir önlük! Sen gördün mü onları, Tekir Kedicik?
Three handkins and a pinny! Have you seen them, Tabby Kitten?
Kedicik beyaz patilerini yıkamaya devam etti; bunun üzerine Lucie benekli tavuğa sordu--
The Kitten went on washing her white paws; so Lucie asked a speckled hen--
"Sally Tavukçuk, sen mi buldun üç cep mendilini?"
"Sally Henny-penny, have you found three pocket-handkins?"
Ama benekli tavuk gıdaklayarak bir ahıra koştu--
But the speckled hen ran into a barn, clucking--
"Ben yalınayak yürürüm, yalınayak, yalınayak!"
"I go barefoot, barefoot, barefoot!"
Sonra Lucie bir dal üzerinde oturan Ötleğen Robin'e sordu.
And then Lucie asked Cock Robin sitting on a twig.
Ötleğen Robin, parlak siyah gözüyle Lucie'ye yan yan baktı ve bir çiti atlayıp uçup gitti.
Cock Robin looked sideways at Lucie with his bright black eye, and he flew over a stile and away.
Lucie çitin üzerine tırmandı ve Küçük-kasabanın arkasındaki tepeye baktı -- sanki hiç zirvesi yokmuş gibi bulutlara doğru yükselen bir tepe!
Lucie climbed upon the stile and looked up at the hill behind Little-town--a hill that goes up--up--into the clouds as though it had no top!
Tepenin yamacında çok yukarıda, çimenlerin üzerine serilmiş bazı beyaz şeyler gördüğünü sandı.
And a great way up the hill-side she thought she saw some white things spread upon the grass.
Lucie, güçlü bacaklarının taşıyabildiği kadar hızlı tepeye tırmandı; dik bir patika boyunca koştu -- yukarı ve yukarı -- ta ki Küçük-kasaba tamamen aşağıda kalana dek -- bir çakıl taşını bacadan düşürebilirdi!
Lucie scrambled up the hill as fast as her stout legs would carry her; she ran along a steep path-way--up and up--until Little-town was right away down below--she could have dropped a pebble down the chimney!
Biraz sonra tepenin yamacından fışkıran bir pınara geldi.
Presently she came to a spring, bubbling out from the hill-side.
Biri suyu tutmak için taşın üzerine teneke bir kutu koymuştu -- ama su çoktan taşıyordu, zira kutu bir yumurta bardağından büyük değildi!
Some one had stood a tin can upon a stone to catch the water--but the water was already running over, for the can was no bigger than an egg-cup!
Patikadaki kum ıslak olan yerde -- çok küçük birine ait ayak izleri vardı.
And where the sand upon the path was wet--there were foot-marks of a very small person.
Lucie koşmaya devam etti, koştu.
Lucie ran on, and on.
Patika büyük bir kayanın altında sona erdi.
The path ended under a big rock.
Vocabulary
- Have
- Sahip olmak veya bir eylemi tamamlamış olmak.
- seen
- 'See' fiilinin geçmiş zaman hali; görmüş olmak.
- Tabby
- Çizgili veya benekli tüylü kedi türü.
- Kitten
- Yavru kedi; henüz büyümemiş küçük kedi.
- went
- 'Go' fiilinin geçmiş zaman hali; gitmek.
- washing
- Yıkamak; bir şeyi suyla temizleme eylemi.
- paws
- Hayvanların ön veya arka ayakları; patiler.
- asked
- Sormak; birine bir şey sormak eylemi.
- speckled
- Benekli; üzerinde küçük renkli noktalar bulunan.
- hen
- Dişi tavuk; yumurta yumurtlayan kümes hayvanı.
- found
- 'Find' fiilinin geçmiş hali; bulmak.
- ran
- 'Run' fiilinin geçmiş hali; koşmak.
- barn
- Ahır; hayvanların veya tarım ürünlerinin saklandığı yapı.
- clucking
- Tavukların çıkardığı gıdaklama sesi.
- barefoot
- Yalınayak; ayakkabısız veya çorapsız yürümek.
- Cock
- Horoz; erkek tavuk.
- Robin
- Kızıl göğüslü ötücü kuş; hikayedeki kuşun adı.
- sitting
- Oturmak; bir yerde oturma eylemi.
- twig
- Dal; ağaçların ince ve küçük dalları.
- looked
- 'Look' fiilinin geçmiş hali; bakmak.
- sideways
- Yana doğru; bir tarafa eğik şekilde bakmak.
- bright
- Parlak; ışıklı veya canlı renkli olan.
- flew
- 'Fly' fiilinin geçmiş hali; uçmak.
- over
- Üzerinden; bir şeyin üstünden geçmek.
- stile
- Çit veya duvar aşmak için kullanılan basamak.
- away
- Uzakta veya uzağa; bir yerden uzaklaşmak.
- climbed
- 'Climb' fiilinin geçmiş hali; tırmanmak.
- upon
- Üzerine; bir şeyin üstüne doğru anlamında edat.
- hill
- Tepe; düz araziden yüksek olan küçük dağ.
- behind
- Arkasında; bir şeyin gerisinde olan yer.
- clouds
- Bulutlar; gökyüzündeki su buharından oluşan kütleler.
- though
- Rağmen; zıtlık bildiren bağlaç.
- top
- Tepe; bir şeyin en üst noktası.
- great
- Büyük; oldukça geniş veya önemli olan.
- way
- Yol veya mesafe; bir yerden başka yere giden güzergah.
- hill-side
- Tepenin yamacı; tepenin eğimli yan tarafı.
- thought
- 'Think' fiilinin geçmiş hali; düşünmek.
- saw
- 'See' fiilinin geçmiş hali; görmek.
- spread
- Yayılmış; bir yüzeye düz olarak serilmiş.
- grass
- Çim; yerde yetişen yeşil bitkiler.
- scrambled
- Hızlıca tırmanmak; el ve ayakları kullanarak çıkmak.
- fast
- Hızlı; yüksek bir süratle hareket eden.
- stout
- Güçlü ve sağlam; sağlam yapılı olan.
- legs
- Bacaklar; vücudun yürümeye yarayan alt uzuvları.
- would
- Koşullu zaman yardımcı fiili; -ecekti, -ırdı.
- carry
- Taşımak; bir şeyi bir yerden başka yere götürmek.
- along
- Boyunca; bir şeyin kenarı veya yolu üzerinde.
- steep
- Dik; eğimi çok fazla olan yol veya yamaç.
- path-way
- Patika; dar ve doğal yürüyüş yolu.
- until
- Kadar; belirli bir zamana veya noktaya dek.
- right
- Tam veya doğrudan; belirli bir noktada olan.
- below
- Altında; daha düşük bir konumda olan yer.
- dropped
- 'Drop' fiilinin geçmiş hali; düşürmek.
- pebble
- Çakıl taşı; küçük ve yuvarlak taş.
- chimney
- Baca; dumansı gazların dışarı atıldığı boru.
- Presently
- Kısa süre sonra; az sonra anlamında zarf.
- came
- 'Come' fiilinin geçmiş hali; gelmek.
- spring
- Kaynak; yerden doğal olarak çıkan su.
- bubbling
- Kabararak akmak; köpürerek çıkan su sesi.
- stood
- 'Stand' fiilinin geçmiş hali; durmak.
- tin
- Teneke; metal kaplar için kullanılan ince madde.
- can
- Teneke kutu; sıvı veya gıda saklayan metal kap.
- stone
- Taş; sert ve doğal mineral madde.
- catch
- Yakalamak; hareket eden bir şeyi tutmak.
- already
- Zaten; beklenmeden önce gerçekleşmiş olan.
- running
- Koşmak veya akmak; hareket halinde olmak.
- bigger
- Daha büyük; boyutu daha fazla olan.
- than
- 'den' daha; karşılaştırma yapan bağlaç.
- egg-cup
- Yumurtalık; pişmiş yumurtayı tutmak için küçük kap.
- where
- Nerede; bir yeri soran veya gösteren sözcük.
- sand
- Kum; küçük mineral taneciklerinden oluşan madde.
- path
- Patika; yürüyüş için kullanılan dar yol.
- wet
- Islak; su veya sıvıyla nemlenmiş olan.
- foot-marks
- Ayak izleri; yerde kalan ayak baskıları.
- person
- Kişi; bir insan ya da birey.
- ended
- 'End' fiilinin geçmiş hali; bitmek veya sona ermek.
- under
- Altında; bir şeyin altında olan konum.
- rock
- Kaya; büyük ve sert taş kütlesi.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →