Ulysses — Page 4
Silah dayanağına geldi ve elini Stephen'ın üst cebine sokarak şöyle dedi:
He came over to the gunrest and, thrusting a hand into Stephen's upper pocket, said:
— Usturamı silmek için mendilini ödünç ver bana.
—Lend us a loan of your noserag to wipe my razor.
Stephen, adamın kirli ve buruşuk mendili köşesinden çekip çıkarmasına ve göstermek için havaya kaldırmasına ses etmedi. Buck Mulligan ustura bıçağını özenle sildi.
Stephen suffered him to pull out and hold up on show by its corner a dirty crumpled handkerchief. Buck Mulligan wiped the razorblade neatly.
Sonra mendile bakışlarını dikerek şöyle dedi:
Then, gazing over the handkerchief, he said:
— Ozanın mendili! İrlandalı şairlerimiz için yeni bir sanat rengi: sümükyeşili. Neredeyse tadını alabilirsin, değil mi?
—The bard's noserag! A new art colour for our Irish poets: snotgreen. You can almost taste it, can't you?
Yeniden sipere tırmandı ve açık meşe rengi saçları hafifçe dalgalanırken Dublin körfezine bakışlarını dikti.
He mounted to the parapet again and gazed out over Dublin bay, his fair oakpale hair stirring slightly.
— Tanrım! dedi sessizce. Deniz, Algy'nin dediği şey değil mi: büyük tatlı bir ana? Sümükyeşili deniz. İnsanın testislerini sıkıştıran deniz. _Epi oinopa ponton_. Ah, Dedalus, Yunanlılar! Sana öğretmeliyim. Onları aslından okumalısın. _Thalatta! Thalatta!_ O bizim büyük tatlı anamızdır. Gel de bak.
—God! he said quietly. Isn't the sea what Algy calls it: a great sweet mother? The snotgreen sea. The scrotumtightening sea. Epi oinopa ponton. Ah, Dedalus, the Greeks! I must teach you. You must read them in the original. Thalatta! Thalatta! She is our great sweet mother. Come and look.
Stephen ayağa kalktı ve sipere doğru yürüdü. Sipere yaslanarak aşağıdaki suya ve Kingstown liman ağzından çıkan posta gemisine baktı.
Stephen stood up and went over to the parapet. Leaning on it he looked down on the water and on the mailboat clearing the harbourmouth of Kingstown.
— Kudretli anamız! dedi Buck Mulligan.
—Our mighty mother! Buck Mulligan said.
Gri, araştıran gözlerini denizden ansızın Stephen'ın yüzüne çevirdi.
He turned abruptly his grey searching eyes from the sea to Stephen's face.
— Halan, annenin ölümüne sen sebep oldun diye düşünüyor, dedi. Bu yüzden seninle herhangi bir ilişkim olmasına izin vermiyor.
—The aunt thinks you killed your mother, he said. That's why she won't let me have anything to do with you.
— Onu biri öldürdü, dedi Stephen kasvetli bir sesle.
—Someone killed her, Stephen said gloomily.
— Kahretsin, Kinch, ölmekte olan annen senden istediğinde diz çökebilirdin, dedi Buck Mulligan. Ben de en az senin kadar hiperboreyenim.
—You could have knelt down, damn it, Kinch, when your dying mother asked you, Buck Mulligan said. I'm hyperborean as much as you.
Vocabulary
- came
- Bir yere geldi; 'come' fiilinin geçmiş zaman hali.
- over
- Bir yere doğru yaklaşarak; yanına gelerek.
- thrusting
- Bir şeyi hızla ve güçlü biçimde içine sokmak.
- upper
- Daha yukarıda olan; üst kısımdaki.
- Kıyafet üzerindeki küçük eşya koyma cebi.
- Lend
- Geçici olarak birine bir şey vermek; ödünç vermek.
- loan
- Geçici kullanım için verilen şey; ödünç.
- wipe
- Bir yüzeyi bez vb. ile temizlemek; silmek.
- razor
- Sakal veya kıl tıraşlamak için kullanılan kesici alet.
- suffered
- İzin verdi; katlandı; acı çekti anlamında kullanılır.
- pull
- Bir şeyi kendine doğru çekmek.
- hold
- Bir şeyi elde tutmak; kavramak.
- show
- Bir şeyi görünür kılmak; göstermek.
- corner
- Bir nesnenin köşesi; iki kenarın birleştiği nokta.
- dirty
- Temiz olmayan; kirli, pis.
- crumpled
- Buruşturulmuş, kıvrılmış, düzgün olmayan halde.
- handkerchief
- Bez veya kağıttan küçük mendil; burun silmeye yarar.
- wiped
- Bir şeyi silerek temizledi; 'wipe' fiilinin geçmişi.
- razorblade
- Tıraş bıçağının keskin metal ağzı.
- neatly
- Düzgün, titiz ve temiz bir biçimde; özenle.
- gazing
- Bir şeye dikkatle ve uzun süre bakmak; seyre dalmak.
- bard's
- Ozana veya şaire ait olan; şairin.
- art
- Yaratıcı insan ifadesinin genel adı; sanat.
- Irish
- İrlanda'ya veya İrlandalılara ait olan; İrlandalı.
- poets
- Şiir yazan kişiler; ozanlar, şairler.
- almost
- Tam olarak değil ama çok yakın; neredeyse, hemen hemen.
- taste
- Bir şeyin ağızda bıraktığı tat; tatmak.
- mounted
- Yukarı çıktı; bir yere tırmandı veya oturdu.
- parapet
- Köprü, teras veya kale kenarındaki alçak koruyucu duvar.
- gazed
- Uzaklara veya bir şeye dikkatlice baktı; daldı.
- bay
- Karanın içine giren deniz kıyısı girintisi; körfez.
- fair
- Açık renk; soluk, sarışın veya parlak tonda.
- stirring
- Hafifçe hareket eden; kımıldayan, sallanan.
- slightly
- Çok az miktarda; hafifçe, biraz.
- quietly
- Sessiz ve sakin bir şekilde; usulca.
- sweet
- Tatlı; hoş ve nazik bir niteliği olan.
- must
- Zorunluluk bildiren yardımcı fiil; -meli, -malı.
- teach
- Birine bir şeyi öğretmek; bilgi aktarmak.
- original
- Çeviri olmayan asıl kaynak metin; özgün, orijinal.
- Leaning
- Bir şeye yaslanmak; eğilmek, dayanmak.
- clearing
- Engelsiz geçmek; bir alanı veya yolu serbest bırakmak.
- mighty
- Çok güçlü veya kudretli olan; azametli, heybetli.
- abruptly
- Ani ve beklenmedik bir şekilde; aniden, birdenbire.
- grey
- Siyah ile beyaz arasındaki renk; gri.
- searching
- Bir şeyi bulmaya çalışan; araştırıcı, süzen (bakış).
- aunt
- Annenin veya babanın kız kardeşi; hala, teyze.
- killed
- Birinin hayatına son verdi; öldürdü.
- let
- Birine izin vermek; bırakmak, serbest kılmak.
- gloomily
- Kasvetli, karamsar veya üzgün bir biçimde; kederli şekilde.
- knelt
- Diz çöktü; 'kneel' fiilinin geçmiş zaman hali.
- damn
- Lanetlemek; sinir veya hayal kırıklığı belirten ünlem.
- dying
- Ölmekte olan; hayatını kaybetme sürecinde olan.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →