← Ulysses

Ulysses — Page 6

Tr → English Full Text Level 9/10

Buck Mulligan çenesi altındaki çukura saldırdı.

Buck Mulligan attacked the hollow beneath his underlip.

— Ne kadar alay konusu, dedi memnuniyetle.

—The mockery of it, he said contentedly.

İkinci bacak olmalılar.

Secondleg they should be.

Tanrı bilir hangi pis herif onları çıkarıp bıraktı.

God knows what poxy bowsy left them off.

Bende çizgili, gri güzel bir pantolon var.

I have a lovely pair with a hair stripe, grey.

Onlarla çok şık görüneceksin.

You'll look spiffing in them.

Şaka yapmıyorum, Kinch.

I'm not joking, Kinch.

Giyindiğinde lanet olsun iyi görünüyorsun.

You look damn well when you're dressed.

— Teşekkürler, dedi Stephen. Gri iseler giyemem.

—Thanks, Stephen said. I can't wear them if they are grey.

— Onları giyemez, dedi Buck Mulligan aynasındaki yüzüne.

—He can't wear them, Buck Mulligan told his face in the mirror.

Görgü kuralları görgü kurallarıdır.

Etiquette is etiquette.

Annesini öldürüyor ama gri pantolon giyemiyor.

He kills his mother but he can't wear grey trousers.

Usturasını düzgünce katladı ve parmak uçlarıyla okşayarak düzgün teni hissetti.

He folded his razor neatly and with stroking palps of fingers felt the smooth skin.

Stephen bakışlarını denizden, duman mavisi hareketli gözlere sahip dolgun yüze çevirdi.

Stephen turned his gaze from the sea and to the plump face with its smokeblue mobile eyes.

— Dün gece Ship'te benimle olan herif, dedi Buck Mulligan, sende g. p. i. olduğunu söylüyor.

—That fellow I was with in the Ship last night, said Buck Mulligan, says you have g. p. i.

Connolly Norman ile birlikte Dottyville'de.

He's up in Dottyville with Connolly Norman.

Delilerin genel felci!

General paralysis of the insane!

Haberi güneşin denizde parlattığı ışıkta dört bir yana yaymak için aynayı havada yarım daire çizercesine salladı.

He swept the mirror a half circle in the air to flash the tidings abroad in sunlight now radiant on the sea.

Kıvrık, tıraşlı dudakları güldü ve parlak beyaz dişlerinin kenarları.

His curling shaven lips laughed and the edges of his white glittering teeth.

Gülüş onun güçlü, sıkı yapılı gövdesinin tamamını sardı.

Laughter seized all his strong wellknit trunk.

— Kendine bak, dedi, sefil ozan!

—Look at yourself, he said, you dreadful bard!

Stephen öne eğildi ve ona uzatılan, çarpık bir çatlakla yarılmış aynaya baktı.

Stephen bent forward and peered at the mirror held out to him, cleft by a crooked crack.

Saçlar diken diken.

Hair on end.

Hem benim hem de başkalarının beni gördüğü gibi.

As he and others see me.

Bu yüzü benim için kim seçti?

Who chose this face for me?

Bu bit bürümüş köpek bedeni.

This dogsbody to rid of vermin.

O da bana soruyor.

It asks me too.

Vocabulary

Buck
Erkek geyik; argo olarak cesur, atılgan erkek.
attacked
Saldırmak; bir şeyi şiddetle eleştirmek veya üstüne gitmek.
hollow
İçi boş, çukur; dolu olmayan, boş bir alan.
beneath
Altında, aşağısında; bir şeyin daha alt kısmında.
mockery
Alay, istihza; birini küçük düşürmek amacıyla yapılan alay.
contentedly
Memnuniyetle, hoşnutlukla; tatmin olmuş bir şekilde.
should
Gereklilik veya öneri bildiren yardımcı fiil; -malı/-meli.
left
Sol; ya da 'bırakmak' fiilinin geçmiş zaman hali.
off
Uzakta, kapalı; bir şeyi durdurmak veya iptal etmek.
lovely
Güzel, hoş, sevimli; beğenilen bir şeyi tanımlar.
pair
Çift; birbirini tamamlayan iki nesne veya kişi.
hair
Saç, kıl; baş ya da vücuttaki kıllar.
stripe
Çizgi, şerit; bir yüzey üzerindeki uzun renkli bant.
grey
Gri; siyah ile beyazın karışımından oluşan renk.
look
Bakmak; bir şeye gözlerini çevirmek veya görünmek.
joking
Şaka yapmak; eğlenceli, ciddi olmayan bir şey söylemek.
damn
Lanet; küfür içeren bir ünlem ya da vurgu sözcüğü.
well
İyi, güzel; sağlık veya kalite bildiren zarf ya da sıfat.
when
Ne zaman; zaman bağlacı, bir olayın zamanını belirtir.
dressed
Giyinmiş; üstüne elbise geçirmiş durumda.
Thanks
Teşekkürler; minnettarlık ifade eden kelime.
can
Yapabilmek; yetenek veya olasılık bildiren yardımcı fiil.
wear
Giymek; üstüne almak, kuşanmak.
if
Eğer; koşul bildiren bağlaç.
told
'Söylemek' fiilinin geçmiş hali; anlattı, bildirdi.
face
Yüz; kafanın ön kısmı; ya da bir şeyle yüzleşmek.
mirror
Ayna; yansıma sağlayan parlak yüzey.
Etiquette
Görgü kuralları; sosyal davranış ve nezaket kuralları bütünü.
etiquette
Görgü kuralları; sosyal ortamlarda kabul gören davranış normları.
kills
Öldürmek; yaşamına son vermek, yok etmek.
mother
Anne; çocuğu doğuran ya da yetiştiren kadın.
but
Ama, fakat; zıtlık bildiren bağlaç.
trousers
Pantolon; bacakları kapatan giysi parçası.
folded
Katlanmış; bir şeyi katlayarak küçültülmüş durumda.
razor
Ustura ya da tıraş bıçağı; kılları kesmekte kullanılan alet.
neatly
Düzenli bir şekilde; titizlikle, tertipli olarak.
stroking
Okşamak; nazikçe bir yüzeyi elle sürmek.
fingers
Parmaklar; elin ucundaki beş uzantı.
felt
'Hissetmek' fiilinin geçmişi; hissetti, dokundu.
smooth
Pürüzsüz, düzgün; yüzeyi engelsiz ve düz olan.
skin
Deri, cilt; vücudun dış yüzeyini örten tabaka.
turned
Dönmek; bir yönü değiştirmek veya çevirmek.
gaze
Bakış; bir noktaya uzun süre dikkatle bakmak.
sea
Deniz; büyük tuzlu su kütlesi.
plump
Tombul, dolgun; fazlaca şişman olmayan, dolgun yapılı.
mobile
Hareketli; kolayca hareket edebilen veya değişebilen.
eyes
Gözler; görme organı, yüzün ön kısmında yer alır.
fellow
Adam, herif; gayri resmi olarak bir erkeği kasteder.
Ship
Gemi; büyük su taşıtı; ya da bir mekan adı.
last
Son, geçen; en sonda olan ya da önceki zaman.
night
Gece; günün karanlık vakti, güneşin battığı dönem.
up
Yukarı; bir yüksekliğe doğru ya da hazır durumda.
General
Genel; tüme ilişkin ya da askeri rütbe adı.
paralysis
Felç; kasların hareket etme yeteneğini yitirmesi durumu.
insane
Deli, çılgın; akıl sağlığını yitirmiş, akıl hastası.
swept
'Süpürmek' fiilinin geçmişi; hızla geçmek, temizlemek.
half
Yarım; bir bütünün iki eşit parçasından biri.
circle
Daire; tüm noktaları merkeze eşit uzaklıkta olan şekil.
air
Hava; solunabilir gaz karışımı, atmosfer.
flash
Ani ışık; kısa süreliğine parlayan ışık ya da haber.
tidings
Haberler; genellikle önemli veya resmi haberler, bilgiler.
abroad
Yurt dışında; kendi ülkesi dışında başka bir yerde.
sunlight
Güneş ışığı; güneşten gelen doğal ışık.
now
Şimdi; bu anda, içinde bulunulan zaman.
radiant
Parlak, ışıl ışıl; ışık saçan, canlı görünümlü.
curling
Kıvrılan; dalgalı ya da kıvırcık hale gelen şey.
shaven
Tıraş edilmiş; kıllar kazınmış, düzgünce tıraş yapılmış.
lips
Dudaklar; ağzın çevresindeki yumuşak et parçaları.
laughed
Güldü; neşeyle ses çıkararak sevinç ifade etti.
edges
Kenarlar; bir nesnenin sınırları, uç kısımları.
white
Beyaz; tüm renklerin birleşiminden oluşan renk.
glittering
Pırıl pırıl parlayan; ışığı yansıtarak parlayan, göz alıcı.
teeth
Dişler; ağızda çiğnemeye yarayan sert beyaz yapılar.
Laughter
Kahkaha, gülüş; mutluluk veya eğlence anında çıkarılan ses.
seized
Yakalamak; aniden ve güçlü biçimde kavramak veya sarmak.
all
Tüm, hepsi; bir grup ya da şeyin bütünü.
strong
Güçlü; büyük fiziksel güce sahip, sağlam yapılı.
trunk
Gövde; vücudun kollar ve bacaklar dışındaki orta kısmı.
Look
Bakmak; dikkatini bir yere yöneltmek.
yourself
Kendin; ikinci tekil şahsın dönüşlü zamiri.
dreadful
Korkunç, berbat; dehşet verici, çok kötü olan.
bard
Ozan, şair; özellikle Gal ya da İrlanda geleneğindeki şair.
bent
Eğilmiş; öne ya da yana doğru eğrilmiş, bükülmüş.
forward
İleri, öne; ileriye doğru hareket eden ya da bakan.
peered
Dikkatle bakmak; zorlanarak ya da merakla gözlemlemek.
held
'Tutmak' fiilinin geçmişi; elinde tuttu, destekledi.
out
Dışarı; bir mekânın ya da sınırın dışında.
cleft
Yarık; ikiye ayrılmış ya da çatlak olan bölüm.
crooked
Eğri, çarpık; düz olmayan, bükülmüş hatlara sahip.
crack
Çatlak; bir yüzeydeki kırık ya da ayrılma izi.
Hair
Saç, kıl; baş üzerindeki ya da vücuttaki kıllar.
end
Son, uç; bir şeyin bittiği ya da kenarının olduğu nokta.
As
Olarak, gibi; karşılaştırma ya da zaman bildiren bağlaç.
others
Diğerleri; söz konusu kişiler dışındaki başkaları.
see
Görmek; gözle algılamak ya da anlamak.
Who
Kim; kişi soran soru zamiri.
chose
'Seçmek' fiilinin geçmişi; tercih etti, seçti.
rid
Kurtulmak; istenmeyen bir şeyden arınmak.
vermin
Haşere, zararlı hayvanlar; fare, böcek gibi istenmeyen canlılar.
asks
'Sormak' fiilinin üçüncü tekil şahsı; sorar, ister.
too
De, da; fazladan, aşırı ya da da/de anlamında kullanılır.
← Previous Next →

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →