Ulysses — Page 6
Buck Mulligan çenesi altındaki çukura saldırdı.
Buck Mulligan attacked the hollow beneath his underlip.
— Ne kadar alay konusu, dedi memnuniyetle.
—The mockery of it, he said contentedly.
İkinci bacak olmalılar.
Secondleg they should be.
Tanrı bilir hangi pis herif onları çıkarıp bıraktı.
God knows what poxy bowsy left them off.
Bende çizgili, gri güzel bir pantolon var.
I have a lovely pair with a hair stripe, grey.
Onlarla çok şık görüneceksin.
You'll look spiffing in them.
Şaka yapmıyorum, Kinch.
I'm not joking, Kinch.
Giyindiğinde lanet olsun iyi görünüyorsun.
You look damn well when you're dressed.
— Teşekkürler, dedi Stephen. Gri iseler giyemem.
—Thanks, Stephen said. I can't wear them if they are grey.
— Onları giyemez, dedi Buck Mulligan aynasındaki yüzüne.
—He can't wear them, Buck Mulligan told his face in the mirror.
Görgü kuralları görgü kurallarıdır.
Etiquette is etiquette.
Annesini öldürüyor ama gri pantolon giyemiyor.
He kills his mother but he can't wear grey trousers.
Usturasını düzgünce katladı ve parmak uçlarıyla okşayarak düzgün teni hissetti.
He folded his razor neatly and with stroking palps of fingers felt the smooth skin.
Stephen bakışlarını denizden, duman mavisi hareketli gözlere sahip dolgun yüze çevirdi.
Stephen turned his gaze from the sea and to the plump face with its smokeblue mobile eyes.
— Dün gece Ship'te benimle olan herif, dedi Buck Mulligan, sende g. p. i. olduğunu söylüyor.
—That fellow I was with in the Ship last night, said Buck Mulligan, says you have g. p. i.
Connolly Norman ile birlikte Dottyville'de.
He's up in Dottyville with Connolly Norman.
Delilerin genel felci!
General paralysis of the insane!
Haberi güneşin denizde parlattığı ışıkta dört bir yana yaymak için aynayı havada yarım daire çizercesine salladı.
He swept the mirror a half circle in the air to flash the tidings abroad in sunlight now radiant on the sea.
Kıvrık, tıraşlı dudakları güldü ve parlak beyaz dişlerinin kenarları.
His curling shaven lips laughed and the edges of his white glittering teeth.
Gülüş onun güçlü, sıkı yapılı gövdesinin tamamını sardı.
Laughter seized all his strong wellknit trunk.
— Kendine bak, dedi, sefil ozan!
—Look at yourself, he said, you dreadful bard!
Stephen öne eğildi ve ona uzatılan, çarpık bir çatlakla yarılmış aynaya baktı.
Stephen bent forward and peered at the mirror held out to him, cleft by a crooked crack.
Saçlar diken diken.
Hair on end.
Hem benim hem de başkalarının beni gördüğü gibi.
As he and others see me.
Bu yüzü benim için kim seçti?
Who chose this face for me?
Bu bit bürümüş köpek bedeni.
This dogsbody to rid of vermin.
O da bana soruyor.
It asks me too.
Vocabulary
- Buck
- Erkek geyik; argo olarak cesur, atılgan erkek.
- attacked
- Saldırmak; bir şeyi şiddetle eleştirmek veya üstüne gitmek.
- hollow
- İçi boş, çukur; dolu olmayan, boş bir alan.
- beneath
- Altında, aşağısında; bir şeyin daha alt kısmında.
- mockery
- Alay, istihza; birini küçük düşürmek amacıyla yapılan alay.
- contentedly
- Memnuniyetle, hoşnutlukla; tatmin olmuş bir şekilde.
- should
- Gereklilik veya öneri bildiren yardımcı fiil; -malı/-meli.
- left
- Sol; ya da 'bırakmak' fiilinin geçmiş zaman hali.
- off
- Uzakta, kapalı; bir şeyi durdurmak veya iptal etmek.
- lovely
- Güzel, hoş, sevimli; beğenilen bir şeyi tanımlar.
- pair
- Çift; birbirini tamamlayan iki nesne veya kişi.
- hair
- Saç, kıl; baş ya da vücuttaki kıllar.
- stripe
- Çizgi, şerit; bir yüzey üzerindeki uzun renkli bant.
- grey
- Gri; siyah ile beyazın karışımından oluşan renk.
- look
- Bakmak; bir şeye gözlerini çevirmek veya görünmek.
- joking
- Şaka yapmak; eğlenceli, ciddi olmayan bir şey söylemek.
- damn
- Lanet; küfür içeren bir ünlem ya da vurgu sözcüğü.
- well
- İyi, güzel; sağlık veya kalite bildiren zarf ya da sıfat.
- when
- Ne zaman; zaman bağlacı, bir olayın zamanını belirtir.
- dressed
- Giyinmiş; üstüne elbise geçirmiş durumda.
- Thanks
- Teşekkürler; minnettarlık ifade eden kelime.
- can
- Yapabilmek; yetenek veya olasılık bildiren yardımcı fiil.
- wear
- Giymek; üstüne almak, kuşanmak.
- if
- Eğer; koşul bildiren bağlaç.
- told
- 'Söylemek' fiilinin geçmiş hali; anlattı, bildirdi.
- face
- Yüz; kafanın ön kısmı; ya da bir şeyle yüzleşmek.
- mirror
- Ayna; yansıma sağlayan parlak yüzey.
- Etiquette
- Görgü kuralları; sosyal davranış ve nezaket kuralları bütünü.
- etiquette
- Görgü kuralları; sosyal ortamlarda kabul gören davranış normları.
- kills
- Öldürmek; yaşamına son vermek, yok etmek.
- mother
- Anne; çocuğu doğuran ya da yetiştiren kadın.
- but
- Ama, fakat; zıtlık bildiren bağlaç.
- trousers
- Pantolon; bacakları kapatan giysi parçası.
- folded
- Katlanmış; bir şeyi katlayarak küçültülmüş durumda.
- razor
- Ustura ya da tıraş bıçağı; kılları kesmekte kullanılan alet.
- neatly
- Düzenli bir şekilde; titizlikle, tertipli olarak.
- stroking
- Okşamak; nazikçe bir yüzeyi elle sürmek.
- fingers
- Parmaklar; elin ucundaki beş uzantı.
- felt
- 'Hissetmek' fiilinin geçmişi; hissetti, dokundu.
- smooth
- Pürüzsüz, düzgün; yüzeyi engelsiz ve düz olan.
- skin
- Deri, cilt; vücudun dış yüzeyini örten tabaka.
- turned
- Dönmek; bir yönü değiştirmek veya çevirmek.
- gaze
- Bakış; bir noktaya uzun süre dikkatle bakmak.
- sea
- Deniz; büyük tuzlu su kütlesi.
- plump
- Tombul, dolgun; fazlaca şişman olmayan, dolgun yapılı.
- mobile
- Hareketli; kolayca hareket edebilen veya değişebilen.
- eyes
- Gözler; görme organı, yüzün ön kısmında yer alır.
- fellow
- Adam, herif; gayri resmi olarak bir erkeği kasteder.
- Ship
- Gemi; büyük su taşıtı; ya da bir mekan adı.
- last
- Son, geçen; en sonda olan ya da önceki zaman.
- night
- Gece; günün karanlık vakti, güneşin battığı dönem.
- up
- Yukarı; bir yüksekliğe doğru ya da hazır durumda.
- General
- Genel; tüme ilişkin ya da askeri rütbe adı.
- paralysis
- Felç; kasların hareket etme yeteneğini yitirmesi durumu.
- insane
- Deli, çılgın; akıl sağlığını yitirmiş, akıl hastası.
- swept
- 'Süpürmek' fiilinin geçmişi; hızla geçmek, temizlemek.
- half
- Yarım; bir bütünün iki eşit parçasından biri.
- circle
- Daire; tüm noktaları merkeze eşit uzaklıkta olan şekil.
- air
- Hava; solunabilir gaz karışımı, atmosfer.
- flash
- Ani ışık; kısa süreliğine parlayan ışık ya da haber.
- tidings
- Haberler; genellikle önemli veya resmi haberler, bilgiler.
- abroad
- Yurt dışında; kendi ülkesi dışında başka bir yerde.
- sunlight
- Güneş ışığı; güneşten gelen doğal ışık.
- now
- Şimdi; bu anda, içinde bulunulan zaman.
- radiant
- Parlak, ışıl ışıl; ışık saçan, canlı görünümlü.
- curling
- Kıvrılan; dalgalı ya da kıvırcık hale gelen şey.
- shaven
- Tıraş edilmiş; kıllar kazınmış, düzgünce tıraş yapılmış.
- lips
- Dudaklar; ağzın çevresindeki yumuşak et parçaları.
- laughed
- Güldü; neşeyle ses çıkararak sevinç ifade etti.
- edges
- Kenarlar; bir nesnenin sınırları, uç kısımları.
- white
- Beyaz; tüm renklerin birleşiminden oluşan renk.
- glittering
- Pırıl pırıl parlayan; ışığı yansıtarak parlayan, göz alıcı.
- teeth
- Dişler; ağızda çiğnemeye yarayan sert beyaz yapılar.
- Laughter
- Kahkaha, gülüş; mutluluk veya eğlence anında çıkarılan ses.
- seized
- Yakalamak; aniden ve güçlü biçimde kavramak veya sarmak.
- all
- Tüm, hepsi; bir grup ya da şeyin bütünü.
- strong
- Güçlü; büyük fiziksel güce sahip, sağlam yapılı.
- trunk
- Gövde; vücudun kollar ve bacaklar dışındaki orta kısmı.
- Look
- Bakmak; dikkatini bir yere yöneltmek.
- yourself
- Kendin; ikinci tekil şahsın dönüşlü zamiri.
- dreadful
- Korkunç, berbat; dehşet verici, çok kötü olan.
- bard
- Ozan, şair; özellikle Gal ya da İrlanda geleneğindeki şair.
- bent
- Eğilmiş; öne ya da yana doğru eğrilmiş, bükülmüş.
- forward
- İleri, öne; ileriye doğru hareket eden ya da bakan.
- peered
- Dikkatle bakmak; zorlanarak ya da merakla gözlemlemek.
- held
- 'Tutmak' fiilinin geçmişi; elinde tuttu, destekledi.
- out
- Dışarı; bir mekânın ya da sınırın dışında.
- cleft
- Yarık; ikiye ayrılmış ya da çatlak olan bölüm.
- crooked
- Eğri, çarpık; düz olmayan, bükülmüş hatlara sahip.
- crack
- Çatlak; bir yüzeydeki kırık ya da ayrılma izi.
- Hair
- Saç, kıl; baş üzerindeki ya da vücuttaki kıllar.
- end
- Son, uç; bir şeyin bittiği ya da kenarının olduğu nokta.
- As
- Olarak, gibi; karşılaştırma ya da zaman bildiren bağlaç.
- others
- Diğerleri; söz konusu kişiler dışındaki başkaları.
- see
- Görmek; gözle algılamak ya da anlamak.
- Who
- Kim; kişi soran soru zamiri.
- chose
- 'Seçmek' fiilinin geçmişi; tercih etti, seçti.
- rid
- Kurtulmak; istenmeyen bir şeyden arınmak.
- vermin
- Haşere, zararlı hayvanlar; fare, böcek gibi istenmeyen canlılar.
- asks
- 'Sormak' fiilinin üçüncü tekil şahsı; sorar, ister.
- too
- De, da; fazladan, aşırı ya da da/de anlamında kullanılır.
Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.
Create free account →