← White nights, and other stories

White nights, and other stories — Page 13

Tr → English Full Text Level 7/10

Bana açıkça söyle; sana önceden temin ederim ki ben çabuk alınmam?..."

Tell me frankly; I assure you beforehand that I am not quick to take offence?..."

"Hayır, hiçbir şey, hiçbir şey, tam tersine. Ve eğer benden açıkça konuşmamı istersen, sana şunu söyleyeyim ki kadınlar böyle bir çekingenliği sever; ve daha fazlasını bilmek istersen, ben de severim ve eve ulaşana kadar seni yanımdan kovmam."

"No, nothing, nothing, quite the contrary. And if you insist on my speaking frankly, I will tell you that women like such timidity; and if you want to know more, I like it too, and I won't drive you away till I get home."

"Beni," dedim, sevinçten nefes nefese, "çekingenliğimi kaybettireceksin, ve o zaman tüm şanslarıma elveda...."

"You will make me," I said, breathless with delight, "lose my timidity, and then farewell to all my chances...."

"Şanslar! Ne şansları--neyin şansı? Bu pek hoş değil."

"Chances! What chances--of what? That's not so nice."

"Özür dilerim, üzgünüm, dilim sürçtü; ama böyle bir anda insanın hiç isteği olmamsını nasıl bekleyebilirsiniz...."

"I beg your pardon, I am sorry, it was a slip of the tongue; but how can you expect one at such a moment to have no desire...."

"Sevilmek, öyle mi?"

"To be liked, eh?"

"Evet, evet; ama Allah aşkına, nazik ol. Benim ne olduğumu düşün! İşte, yirmi altı yaşındayım ve hiç kimseyle tanışmadım. İnsanla nasıl güzel konuşabilirim ki, ölçülü ve yerinde? Her şeyi açıkça anlattığımda sana daha iyi görünecek.... Kalbim konuşurken nasıl susacağımı bilmiyorum. Neyse.... İnan bana, tek bir kadın bile, asla, asla! Hiçbir tanışıklık! Ve her gün yalnızca düş kuruyorum, sonunda biriyle tanışacağım diye. Oh, keşke ne sık aşık olduğumu bilseydin bu şekilde...."

"Well, yes; but do, for goodness' sake, be kind. Think what I am! Here, I am twenty-six and I have never seen any one. How can I speak well, tactfully, and to the point? It will seem better to you when I have told you everything openly.... I don't know how to be silent when my heart is speaking. Well, never mind.... Believe me, not one woman, never, never! No acquaintance of any sort! And I do nothing but dream every day that at last I shall meet some one. Oh, if only you knew how often I have been in love in that way...."

"Nasıl? Kimle?..."

"How? With whom?..."

"Neden, kimseyle değil, bir idealle, uykumda düş kurduğum kişiyle.

"Why, with no one, with an ideal, with the one I dream of in my sleep.

Vocabulary

Tell
söylemek, anlatmak
me
bana, beni
frankly
açıkça, dürüstçe, samimiyetle
assure
güvence vermek, emin kılmak
you
sen, siz
beforehand
önceden, öncesinde, hazırlıkla
that
o, şu, bu
am
olmak, ben olmak (be fiilinin ben formu)
not
değil, değildir, olumsuzluk
quick
hızlı, çabuk, tez
to
için, -e, doğru yönelten edat
take
almak, tutmak, götürmek
offence
suç, hakaret, incitme, kırıcı davranış
No
hayır, yok, değil
nothing
hiçbir şey, bir şey yok
quite
oldukça, hayli, tamamıyla
the
belirli artikel, -i, -ı, -u, -ü
contrary
aksi, tersi, karşıt, zıt
And
ve, ile, daha da
if
eğer, ise, olursa
insist
ısrar etmek, direnmek, tavsiye etmek
on
üzerinde, -de, -da açık
my
benim, benimle ilgili
speaking
konuşma, söyleme, dil konuşma
will
gelecek zamanı belirtir, istemek
women
kadınlar, bayandan plural
like
sevmek, hoşlanmak, benzemek
such
böyle, öyle, benzer, müteşabih
timidity
çekingen olma, korkaklık, cesaretsizlik
want
istemek, arzulamak, eksik olmak
know
bilmek, tanımak, anlamak
more
daha, daha çok, fazla
it
o, bunu, şunu, onu
too
da, de, ayrıca, fazlasıyla
won
kazanmak, elde etmek (win geçmiş)
drive
sürmek, dürttmek, götürmek
away
uzağa, oradan, yok etmek
till
kadar, -e dek, -a kadarki
get
almak, elde etmek, gelişmek
home
ev, yuva, evi, eve doğru
make
yapmak, üretmek, oluşturmak
said
söyledi, dedi (say geçmiş)
breathless
nefessiz, soluk soluğa, heyecanlı
with
ile, -le, -la birlikte
delight
sevinç, neşe, hoşlanma, memnuniyet
lose
kaybetmek, mağlup olmak, uzaklaşmak
then
o zaman, sonra, ardından
farewell
hoşça kalın, veda, elveda, son görüş
all
hepsi, tüm, bütün, herkes
chances
şanslar, fırsatlar, imkanlar
What
ne, nedir, hangi, nereye
of
-in, -nın, -un, -nun edat
nice
güzel, hoş, nazik, tatlı
beg
yalvarmak, istemek, dilenme
pardon
affetmek, özür dilemek, bağışlamak
sorry
üzgün, affedersiniz, özür dilerim
slip
kaymak, kaçırmak, hatası, lapsus
tongue
dil, lisan, konuşma organı
how
nasıl, kaç, ne kadar, nedir
can
yapabilir, edebilir, mümkün, kutu
expect
beklemek, tahmin etmek, ummak
one
bir, birey, birisi, tek
at
-de, -da, konumunu belirten edat
moment
an, olay, müddet, ana
have
sahip olmak, bulundurmak, yaşamak
no
hiçbir, yok, olumsuzluk, değil
desire
isteklemek, arzulamak, dilenmek
To
için, -e, doğru yönelten edat
be
olmak, var olmak, yaşamak
← Previous Next →

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →