← White nights, and other stories

White nights, and other stories — Page 14

Tr → English Full Text Level 7/10

Rüyalarımda düzenli olarak romanlar uydururum. Ah, siz beni tanımıyorsunuz!

I make up regular romances in my dreams. Ah, you don't know me!

Tabii ki, iki ya da üç kadınla tanıştım, ama onlar nasıl kadınlardı?

It's true, of course, I have met two or three women, but what sort of women were they?

Hepsi ev sahibeleriydi, onlar....

They were all landladies, that....

Ama size bunu anlatırsam güldürebilirim: sokakta yalnız başına olan, soylu bir hanımefendiye sadece konuşmayı, yalnızca konuşmayı düşündüm birkaç kez.

But I shall make you laugh if I tell you that I have several times thought of speaking, just simply speaking, to some aristocratic lady in the street, when she is alone, I need hardly say;

Tabii ki ona çekingen, saygılı ve ateşli bir şekilde konuşmak; yalnızlık içinde yok olduğumu söylemek, beni geri çevirmemesini yalvarmak;

speaking to her, of course, timidly, respectfully, passionately; telling her that I am perishing in solitude, begging her not to send me away;

Hiçbir kadınla tanışma fırsatım olmadığını söylemek; benim gibi talihsiz bir adamın bu kadar çekingen bir yakarışını geri çevirmemenin bir kadın için gerçek bir görev olduğunu vurgulamak.

saying that I have no chance of making the acquaintance of any woman; impressing upon her that it is a positive duty for a woman not to repulse so timid a prayer from such a luckless man as me.

Aslında tek istediğim şu: onun sempatik bir şekilde iki üç kardeşçe söz söylemesi; ilk görüşte beni geri çevirmemesi;

That, in fact, all I ask is, that she should say two or three sisterly words with sympathy, should not repulse me at first sight;

Bana güven duyarak söylediklerimi dinlemesi; isterse benimle alay etmesi, beni cesaretlendirmesi, bana iki kelime söylemesi, yalnızca iki kelime, bir daha hiç karşılaşmasak bile!...

should take me on trust and listen to what I say; should laugh at me if she likes, encourage me, say two words to me, only two words, even though we never meet again afterwards!...

Ama siz gülüyorsunuz; ne de olsa, bu yüzden size anlatıyorum....

But you are laughing; however, that is why I am telling you....

"Kızgın olmayın; yalnızca kendi kendinizin düşmanı olduğunuza güldüm, eğer deneseydniz belki başarırdınız, sokakta bile olsa; ne kadar basit olursa o kadar iyidir....

"Don't be vexed; I am only laughing at your being your own enemy, and if you had tried you would have succeeded, perhaps, even though it had been in the street; the simpler the better....

Vocabulary

make
üretmek, oluşturmak, yapmak
up
yukarı, üst taraf, tamamlamak
regular
düzenli, normal, her zaman aynı şekilde olan
romances
romantik ilişkiler, aşk hikayeleri
in
içinde, içine, -de, -da
my
benim, benime ait
dreams
rüyalar, hayal etme, uyurken görünen şeyler
you
sen, siz, sizler
don
giyinmek, üstüne koymak
know
bilmek, tanımak, haber sahibi olmak
me
beni, bana, ben
It
o, şey, onu
true
doğru, gerçek, yanlışsız
of
-in, -ın, -un, -ün aitlik gösterir
course
tabii, elbette, doğal olarak
have
sahip olmak, var olmak, tutmak
met
karşılaştım, tanıştım, buluştum
two
iki, sayısı iki olan
or
veya, ya da, ile arasında seçim
three
üç, sayısı üç olan
women
kadınlar, bayan, hanımlar
but
fakat, ama, lakin, ancak
what
ne, nedir, hangi şey
sort
çeşit, tür, nevi, sınıf
were
idim, idin, idi, idik, idiniz
they
onlar, bunlar
all
hepsi, tümü, bütün
that
o, şu, hangi
shall
-acak, -ecek, yapmalı
laugh
gülmek, güldürmek, kıkırdamak
if
eğer, şayet, -se, -sa
tell
söylemek, anlatmak, bildirmek
several
birkaç, birçok, çeşitli
times
zamanlar, defalar, çarpma işareti
thought
düşündüm, fikir, sandi, sanı
speaking
konuşma, söz söyleme, nutuk atma
just
sadece, yalnız, adil, haklı
simply
basitçe, sade olarak, sadece
to
-e, -a, için, yönünde
some
birkaç, bazı, bir miktar
lady
bayan, hanım, varlı kadın
the
-i, -ı, belirli nesne gösterir
street
sokak, cadde, yol
when
ne zaman, hangi zaman, -diğinde
she
o, kız, kadın
is
dir, dır, dur, dur
alone
yalnız, tek başına, tenhada
need
ihtiyaç, gerek, lazım olmak
hardly
güçlükle, zor, neredeyse hiç
say
söylemek, demek, konuşmak
her
onun, onu, ona, hers sahipleri
telling
söyleme, anlatma, bildirme
am
yım, yın, um, ün (olmak)
begging
yalvarma, dilenme, ricacılık
not
değil, hayır, no, olumsuzluk
send
göndermek, yollamak, iletmek
away
uzağa, gitmek, dışarı, kovmak
saying
söylemek, demek, atasözü
no
hayır, yok, olmayan
chance
şans, fırsat, tesadüf, ihtimal
making
yapma, oluşturma, üretme
acquaintance
tanıdık, bilinen kişi, tanışma
any
herhangi bir, hiçbir, bazı
woman
kadın, bayan, hanım
impressing
etkileme, izlenim bırakma
upon
üzerine, üstüne, -e karşı
it
o, bunu, onu
positive
kesin, pozitif, iyimser, katı
duty
görev, sorumluluk, vazife, borç
for
için, -e, yönünde, çünkü
← Previous Next →

Unlock audio playback, vocabulary games, and reading progress tracking.

Create free account →